7 Aralık 2021 Salı
13 Kasım 2021 Cumartesi
SEÇİM SÜRECİNDE SİYASET DİLİ VE KUTUPLAŞMA
Genel
seçim tarihi yaklaştıkça siyasal tartışmalar müthiş bir kavga düzeyinde yürütülmekte.
‘Kavga’ diyorum çünkü, taraflar şirazesinden çıkmak üzere. Öyle ki, aslı olsun
veya olmasın ağır suçlamalar karşılıklı olarak dillendirilmeye başlandı. Yalan dolan ve iftiranın gayet olağan bir durum gibi tartışılmaya başlanması, çok
tehlikeli bir kerteye gelindiğinin göstergesidir. Hemen her kesimde, adeta korku
ve panik geliştirilerek sağlıklı karar verme, akılcı düşünme ortamı yok edilmek
istenmekte. Ortamın kızışmasına neden olanlar, iktidar uğruna istedikleri
atmosferi egemen kılmanın uğraşı içindeler. Bu tutum ve davranış biçimi, bir
anlamda toplumu teslim almadır. Tartışmalar ve karşılıklı tehditler
radikalleştikçe yığınlar dehşete düşürülmekte. Dehşete düşen yığınlarda
ayrışma, birbirini dışlama ve suni gruplaşmalar yaratılmakta. Geniş çaplı
kitleleri etkilemek için estirilen korku ve panik aslında bir terördür.
Kullanılan dil, yaygınlaştırılmak istenen söylem eğer yığınlarda kaygı
uyandırıyorsa, korkuya ve strese neden oluyorsa terör estiriliyor demektir. Her
terörün, hele hele en geniş kitleleri pısırıklaştırmayı hedefleyen terörün bir
sosyolojisi olduğunu unutmamalıyız. Toplumdaki kesitler arasında yaratılan
keskin uçurumlarla cepheleşmenin önü açılarak, elde edilecek başarılar her
zaman tartışmalı olmaya mahkumdur.
Türkiye
koşullarında birbirine alternatif gibi görülen siyasal kanatlar aslında hep ortak
zeminde hareket etmişlerdir. Sonuç itibariyle bizde iktidarla muhalefet
arasındaki ilişki ve çelişkiyi irdelerken, uluslaşma süreciyle ilintili sınıf
mücadelesinin karakteristik özellikleri dikkate alınmak zorundadır.
TÜRK PARTİSİNE OYNATILAN ZORAKİ KÜRT ROLÜ
2023
genel seçimleri yaklaştıkça ortaya çıkan tabloyu biraz daha netleştirecek
olursak; Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi bir cephe,
Cumhuriyet Halk Partisi, PKK/HDP ve İyi Parti bir başka cephedir. Her iki cephe
de aralarındaki değişkenlikte PKK/HDP’yi bir denklem olarak görmekte. Bu durumu
‘ilginç’ olarak tanımlayanlar çıkabilir. Ama kırk yılın sonunda varılan noktaya
bakıldığında, bunun hiçte ilginç olmadığı görülür. Sonuçta bir Türk partisine
oynatılan rol ortadadır.
Suriye’de Esad ailesiyle olan ilişkiler, insanları
vinçlerde asan İran rejimine verilen destekler, Irak’ta Haşdi Şabi ittifakı,
Türkiye’de malum karanlık güçlerle kırk yıllık birliktelik, PKK/HDP’nin hiçbir
hareket tarzını ve düşüncesini ‘ilginç’ kılmamaktadır.
Gelinen noktada, PKK/HDP bir maymuncuk gibi kullanılarak, asimilasyonda ciddi
düzeyde başarı elde edildiği artık bir gerçektir. Türkleşme ve Türkleşmeye
özenti hiçte öyle küçümsenecek bir boyutta değildir. Nitekim bugün HDP/PKK
içinde Atatürkçülük mü, Kemalizm mi yönlü tartışmalar yapılmakta. Tavandan
tabana kadar, özellikle kadrolar arasında yoğun tartışmaların yapıldığı artık
gizlenemez bir aşamaya gelmiştir. Her iki ‘taraf’ birbirini adeta efsunlamakta.
Yani CHP içindeki ideolojik tartışmaların aynısı
bugün HDP ve Kandil’de yapılmakta.
Şimdilerde
PKK/HDP içinde yer aldığı Millet İttifakı ile birlikte Kürt halkıyla alay
etmekte. ‘Cumhur İttifakı faşist’ ama MHP’den ayrılan ve MHP ülkücülüğünü
aratan İyi Parti’nin yer aldığı ‘Millet İttifakı demokrattır’ diye sisli bir
ortamı egemen kılmaya çalışmakta. Cumhur İttifakını düşman, ama ‘Andımız’
marşını okullarda yeniden her sabah okutmaya söz veren Millet İttifakı’nı
‘demokrat’ olarak tanımlamakta. Kürt halkının aklıyla dalga geçme buna denir.
22021.11.12
Baki Karer
13 Ekim 2021 Çarşamba
İHANETE CEPHESİ
ÇUKURA YUVARLANDI
Irak’ta 10 Ekim’de erken genel seçim
yapıldı. Seçim sonuçları henüz resmen açıklanmadı. Ama şu ana kadar gelen
bilgilere bakılırsa, Kürdistan Demokrat Partisi başarıyla çıktı. Bu seçimle birlikte G: Kürdistan yeni bir
sürece girmiş oldu. Seçim sonuçları KDP ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi
açısından tartışılırken, üç seçim bölgesini ön plana çıkarma her açıdan yararlı
olacaktır. Çünkü bu üç seçim bölgesi G. Kürdistan’ın, genelde Kürdistan coğrafyasının
geleceği için her açıdan bir mihenk teşkil ettiği kanısındayım. Bunlardan biri,
Kerkük, biri Şengal, biri de Mahmur.
Siyasal gelişmeleri yakından takip edenler
bilir ki, sadece Barzaniler ve KDP etrafında çember örülmeye çalışılmıyordu, en
önemlisi Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni abluka altına alarak yok etmenin
korkunç çabaları veriliyordu. Kürt ulusunun, G.Kürdistan’nın başına örülmek
istenen ihanet ağında bu üç seçim bölgesinde olmadık entrikalar çevriliyordu.
PKK-Haşdi Şabi ikilisi ve ittifakçıları bu yerleşim noktalarında çok başarılı
olduklarını iddia ediyorlardı. Ama KDP, özellikle bu noktalarda ihanet
çemberini çukura yuvarladı. İhanet şebekelerinin çabaları bir sonuç vermedi.
Kürt Federe Devlet’i sadece kendi yönetiminin nefes borularını genişletmekle
kalmadı, merkezi yönetimde de söz sahibi olmaya aday konuma gelerek, Ortadoğu
genelinde değişimin taşlarını döşemeye başladı. Bu çok önemli bir gelişmedir. Bu
siyasal gelişmenin muhtemel sonuçlarının tartışılacağına ve irdeleneceğine
inanıyorum. Satmadan, katmadan ve başkalarının orta direğine sarılmadan bir
halk, bir ulus nasıl temsil ediliyor görülsün.
12.10.2021
Baki
Karer
3 Ekim 2021 Pazar
İKTİDAR KAVGASININ
HIRÇINLIĞI
Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı
Kemal Kılıçdaroğlu 19 Eylül’de verdiği demeçle ‘Kürt sorunu’nu Halkların
Demokratik Partisi ile çözeceğini söyledi. Çözeceği yerin de Büyük Millet
Meclisi olduğunu özellikle belirtti. Demeç duyulur duyulmaz, hemen her kesimden
yorumlar ve tavsiyeler arka arkaya geldi. Öylesine bir atmosfer oluştu ki
sihirbazın değneğini sadece masaya indirmesi kaldı; değnek masaya vurulduğu
anda bir şimşek hızıyla çözüm kendini gösterecek ve hemen herkes mutlu ve mesut
köşesine çekilecek… Ne âlâ! Sorunun çözümüne yönelik böylesi bir buluşa kim
itiraz edebilir ki?
Elinde sihirbaz değneğiyle dolaşan bir CHP
var. Bahsettiği ‘Kürt sorununu’ HDP denilen bir Türk partisiyle çözümleyeceğini
söyleyerek ortalığı velveleye verdi. CHP’nin tarihini ve uygulamalarını bilen
hemen herkesin bu demeçte bir puştluk olduğunu bilir. ‘Puştluk’ diyorum çünkü, sorunun
yaratılmasında belirleyici rol oynayan ve ne pahasına olursa olsun kördüğüm
olarak kalmasında direten CHP’dir. PKK’nin arkasındaki derin devlet gücüne yön
verenlerin başında gelenlerden biri de CHP’dir. Bu konuda kimsenin kuşkusu
olmaması gerekir.
Zaten uzun dönemdir ‘al gülüm ver gülüm’
taktikleriyle aklın araçsallaştırılması söz konusudur. Kürt halkının aklıyla
oynandığı gibi Türk halkının da aklıyla oynanmakta. Nesnel gerçeklilik bir
tarafa bırakılarak popülerliği temel alan bir anlayışla sorunlar geçiştirilmeye
çalışılmakta. Önceleri ekonomik indirgemeci bir anlayışla mevcut iktidara karşı
tavır geliştirilirken, bu günlerde bunun işe yaramadığı ve toplumda pek de
karşılığı bulunmadığı fark edildi. Yoksulluk, fakirlik edebiyatıyla toplumun
harekete geçirilemeyeceği, bu anlayışın her zaman ve her koşulda işe yaramayacağı
nihayet kabul edildi.Özellikle küreselleşme koşullarında toplumsallıktan ayrıştırılmak
istenen sanat, endüstrileşme sürecinde popülerliğe nasıl kurban edilmek
isteniyorsa, CHP de Kürt halkının sorunlarını popüler kültür içinde unutturmaya
çalışmakta. Daha doğrusu popülerliği körükleyerek Kürt ulusunun içinde
bulunduğu statüyü kendisi için bir kazanca, kâra dönüştürmeye çalışmakta.
Asimile edilmiş, boyun eğdirilmiş, efendisine hizmetçiliği yarış olarak kabul
etmiş bir kesimin desteğinde iktidar olmanın koşulları yaratılmak isteniyor. Bir
toplumda, ulusta hizmetçiliği içselleştirmenin çabalarından daha tehlikeli bir
şey olamaz. Bu tutum ve davranış, Dersim ya da Zilan katliamından daha
beterdir.
Genel seçimlerin yapılacağı tarih
yaklaştıkça, popüler bir deyimle, ‘Kürt kökenli Türklerle’ bir masa etrafında
geçmişi yad etmede bir sakınca görülmemekte. Yeniçerilerin suçluyu
yakaladığında ‘hoopp güümm’diye yere vurması misali, terbiye edilmişlerden
hareketle, Kürdün bitirildiğine tüm bir toplum inandırılmak istenmekte. Bildik
senaryoların tekrarı…
30.9.2021
Baki Karer
8 Eylül 2021 Çarşamba
PKK’nin Talibanlarla Benzerlikleri
PKK’nin
Talibanlarla Benzerlikleri
Afganistan’da Talibanlar’ın iktidara gelişiyle
birlikte rejim değişikliği oldu. Öncelikle Taliban ile El-Kaide arasında
farklılıkların olacağını sanmıyorum.
İslamcı geçinen bu tür örgütlenmelerinin 21’ci yüzyılın yüz karası olduğunu
söylemeye bile gerek yok. Daiş, El Kaide, PKK, Taliban benzeri yapılanmaların, ister
devlet düzeyinde, ister örgüt düzeyinde olsun, içinden çıktıkları halklara
karşı her türlü terörü uyguladıkları bilinmekte.
Afganistan’da hızla inşa edilmeye başlanan
çağdışı rejime karşı ‘modern Batı’nın tutumu, muhtemel ortaya çıkacak olan göç
sorunuyla sınırlıdır. Yani kargo uçaklarının tekerlerine takılı kalan demokrasi
ve insan hakları sorunu karşısında Batı’da bir konsensüs oluştuğunu artık
görmek gerekir.
Son birkaç günden bu yana, Afganistan’la
Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında benzerlikler aramaya çalışanlara sıkça
rastlanmaya başlandı. Bunlar arasında benzerlik bir yana, birbirine zıt yönetim
biçimleri oldukları tartşılmazdır. Ama Afganistan’da iktidar olan Talibanlar
ile PKK arasında çokça benzer yanların olduğunu söyleyebilirim.
Talibanlar’ın PKK ile benzer yanlarından en
başta geleni; her ikisinin de Selefi anlayışı doğrultusunda örgütlenme biçimini
temel almasıdır. Her ikisinde de aklın geri plana atıldığı bilinir. Kendilerini
bir varlık olarak kabul etmezler. Düşünmeyi, sorgulamayı tanrılarına isyan
olarak kabul ederler. O nedenle söyleneni olduğu gibi kabul edip, kendilerini hiçleştirdikleri
oranda tanrılarıyla bütünleştiklerine inanırlar. İnandıkları, ya da kabul
ettikleri tanrılarsa, şef veya lider olarak gördükleridir.
PKK ile Taliban’ın benzer bir başka yanı,
her ikisinin de halkını düşman görmesidir. Bu nedenle içinden çıktıkları halka
karşı sürekli işkence yaparlar ve cinayetler işlerler. Taşlama ve taş altı
yapmayı günlük ibadetlerinin bir parçası olarak görürler. Aklını kullananlara,
düşünenlere, bilime inananlara olan düşmanlıklarını söylemeye bile gerek
yoktur. Eğitimsiz ve aydınlanmamış bir toplum yaratmayı arzularlar. Her ikisinde de mağara yaşamı esas alındığı
için elli ya da en fazla yüz kelimeyle kendilerini ifade etmeye çalışırlar;
şehit, şahadet, önderlik, lider, silah, ölüm vb. birkaç kelimeyle yetinme
bunların en önemli ortak özellikleridir. Bu nedenle, dilin, sanatın edebiyatın,
kültürün gelişmesini, serpilmesini terörle, cinayetlerle önlemeyi bir ibadet
olarak kabul ederler.
Bir diğer ortak nokta ise; her ikisi de
uluslararası arenada karanlık güçlerin piyonudurlar. Birbirine en zıt noktada
olan karanlık güçlere hizmet etmekten zevk alırlar. Bunlar örgütsel çıkarları
uğruna kendi halklarını arkadan hançerlemeyi bir görev olarak kabul ederler. Sınır
tanımaz bir hainlik içindedirler. Çünkü karanlık güçlerin emrinde başka türlü
ayakta kalma imkânları yoktur.
Çok önemli gördüğüm bir ortak yanlarına
daha değinmeden geçmemek gerekir; esrar, eroin kaçakçılığı…Taliban ve PKK çalışmadan
yemenin, asalak yaşamlarını sürdürmenin kestirme yolunu esrar, eroin
kaçakçılığında görür. Bu konuda bağlı oldukları karanlık odakların her türlü
desteğini alırlar. Ayrıca sadece kaçakçılıkla yetinmeyip, silah zoruyla halktan
topladıkları haraçlar da ayrı bir sorundur.
Sonuç olarak; Afganistan’da yaşananların ulus
devlet trajedisi olmadığı ortadadır. Bu noktada Talibanla PKK’nin buluştuğu en
önemli nokta; Talibanlar ulus devleti arkadan hançerlerken, PKK de ulus devlet
olma kavgasını verenleri karanlık güçlerle iş birliği içinde arkadan vurmanın
mücadelesini veriyor. Bunların her ikisi de yüzyılımızda çöküntünün ve utancın kaynağıdır.
Trajedi olan Taliban ve Pkk’nin kendisidir.
09.04.2021
Baki Karer
27 Ağustos 2021 Cuma
Talibanlar Yeniden İktidar
20 yıl sonra yeniden iktidar olan
Talibanlar, Afganistan içinde olduğu kadar çevre ülkelerde de yeterince ürküntü
yaratmış durumda. Aslında Amerika Birleşik Devletleri yenilmiş değil; perde
arkasında yürütülen diyolog sunucu ABD geri çekildi. Pakistan, Türkiye ve Suudi
Arabistan üçlüsüne devredilen Afganistan, geçmiş dönemden farklı uygulamalar
içine gireceğini kimse garanti edemez. Yok edildiği söylenen İŞİD’in yerine
yeni bir versiyonun ortaya çıkarılması, ‘beklenmedik bir durum’ olarak izah
edilemez. Şimdi özellikle Türkiye iki defe düşünmek zorundadır. Afganistan
sorunu üzerine yeni inşa edilen Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan birliğinin
Astana’yı nasıl etkileyecek? Talabani selefiliği İran’ı ne oranda etkileyecek.
Bu yeni oluşuma karşı Rusya ve İran’ın takınacağı olumsuz tavır, Türkiye’yi
daha bir çıkmazın içine itikleyebilir. Bölgeler düzeyinde oluşturduğu yerel
ayaklara dayanacak olan ABD, önümüzdeki süreçte Çin-Rusya ikilisine karşı daha
aktif bir tavır içine gireceğini tahmin etmek zor değil.
18.08.2021
Baki
Karer
29 Temmuz 2021 Perşembe
PKK/HDP’NİN AYAKLARI
PKK/HDP’nin, gelinen noktada, kendi
ayakları üzerinde hareket ettiğini iddia etmek artık abartılı bir durumdur.
Bugün PKK ve yamaklarını ayakta tutanlar, çeşitli gerekçelerle koşulsuz destek
verenler yan cep ya da arka cep müdavimleridir. Biraz daha açıklık getirecek
olursak; bugün koşulsuz destek verenlerin çoğunluğunu geçmişte PKK dışında
parti ve örgütsel yapıda yer alanlar oluşturmaktadır. Bu ilginç bir durumdur.
Çünkü neredeyse 40 yıldan bu yana derin devlet güçlerinin yürüttüğü ‘düşük
yoğunluklu’ çatışmaların toplumda yol açtığı düşünsel yapıyla ve davranış
biçimiyle yakından bağlantılıdır.
Ortaya çıkan bu ilginç yapıyı irdelemek
için Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin egemen olduğu topraklarda PKK’nin kısa
aralıklarla yakın zamanda başvurduğu şiddet eylemleri üzerinde durmak gerekir.
Sadece KBY topraklarında değil, Rojava’da PKK/YPG’nin insanlık dışı
uygulamaları, Kuzeyde karanlık güçlerle kol kola sergilenen bir dizi
entrikalardan bağımsız düşünülemez. Kürt halkı üzerinde Kürt olduğunu iddia
eden oluşumlar aracılığıyla sürdürülen terör eylemlerini farklı ele almanın,
çeşitli bahaneler ileri sürmenin insanlıkla bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Kürt
toplumunu sonu gelmez terör sarmalına mahkûm etmek isteyenlerin eylemlerini
dolaylı veya dolaysız savunmaya çalışma bir ulusun haklı kavgasını ayaklar
altına alma anlamını taşır.
Bilindiği gibi Matina’da 5 Haziran 2021’de
PKK, 5 peşmergeyi katlederken, 4 peşmergeyi de ağır yaraladı. Bir diğer önemli
gelişme de, Rojava’da yaşandı; 28 Haziran 2021’de
Kenan Evren cuntasının işkence metotlarıyla
EMİN İSA isimli bir yurtsever yine bunlar tarafından katledildi. En son gelen
haberlere bakılırsa Afrin’de toplu mezarlar ortaya çıkarılmış. Yani PKK eliyle
siviller toplu katliama uğratılmış. Bunlar yakın zamanda olan ve açığa çıkarılan
cinayetlerdir.
Tüm bunlar bilinmesine karşın, işlenen
cinayetlere güçlü bir tepkinin verilmemesi, PKK terörünün toplumsal yapıda
açtığı tahribatı göstermektedir. İlginçtir; tartışmasız tavır alması gerekenler
ya sudan bahaneler ileri sürüyor, ya da hiç alakası olmayan konuları öne
çıkartarak görmemezlikten gelmeye çalışıyorlar. Böylesi anlarda tereddüt
etmenin yol açacağı sonuçlar açıktır. İster desteklensin, isterse estirilen
terör karşısında ‘tarafsız’ bir duruş sergilensin, sonuçta her iki biçim de
PKK’nın Kürdü bitirme çabalarına destek olma anlamına gelir. İçinde bulunduğu
statüye karşı tavır alan, mücadele yürüten herkes, halkına karşı terör
estirenlere karşı gereken dik duruşu göstermelidir. İkircimli olma, sinme, geri
çekilme, taraf olmama vb. davranış biçimleri terör estirenleri cesaretlendirir
ve daha da güçlenmesi sağlar. Sonuçta toplumu ‘kitle’ veya ‘yığın’ düzeyine
indirgeyerek edilgen kılar. Toplum sadece pasifize edilmekle kalmaz, estirilen
terörle bazı kesimleri destekçi konuma getirme olanağını dahi sağlar. Bu aynı
zamanda totaliterliğe sempati duymayı, hatta şiddete tapmayı beraberinde
getirir. Öyle ki, küçümsenmeyecek bir kesimde giderek kültürel yapılanmaya bile
yol açabilir. Böylesi kültürel şekillenme de karşılığını seçkinciliğe teslim
olmada bulur. Sorgulama gücünün kaybedildiği noktada, gönüllülüğe dönüşmüş bir
boyun eğiş ortaya çıkar.
Bahsettiğim boyun eğiş ve teslimiyet son dönemlerde 1990’lı yılları aratacak oranda kitleselleştirilmeye çalışılmakta. Hemen her koldan sergilenen entrikalarla Kürt halkının abluka altına alma gayretlerine şahit olmaktayız. Olmadık sıfatlar altında Türkçülük, Türklüğe özentilik, giderek yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Buna verilecek en son örnek 17 Haziran 2021’de Deniz Poyraz isimli genç bir kızın HDP İzmir şubesinde öldürülmesidir. Bu cinayet karanlık güçlerle el ele verilerek işlenen bir cinayettir; birilerini tezelden kurtarma anlamında damardan verilen ‘serumdur.’ Elbette nerede ve kime karşı olursa olsun, işlenen her cinayete ayrım gözetmeksizin karşı çıkılmalıdır. Burada bir noktaya açıklık getirmek gerekir; cinayetlere karşı kararlı duruş farklıdır, karanlık güçlerin emir komutası altında estirilen rüzgârın yönünde bilerek hareket edenlerin çıkardığı kuru gürültü farklıdır. Her iki tavrın hedeflerini bilince çıkarmak gerekir. Olayın biçimi, zamanlaması ve dönem unutulmamalıdır. Koparılan kuru gürültülerle nelerin amaçlandığı açıktır. Ortamı tanınmaz hale getirmek isteyenler, hep bir ağızdan ‘faşizm öldürdü’, ‘kahrolsun faşizm’ ‘faşist iktidar’ söylemlerini ayyuka çıkardılar. Aynı ipe bağlanmış kuklalar misali kendilerini sahnede göstermek isteyenlerden geçilmedi. Birden iktidarın ve rejimin niteliği üzerine belirlemelerde bulunma modalaştırıldı. Teori adına gülünç duruma düşme marifet olarak gösterildi. Zamanında Cezayirliler veya Hindistanlılar ‘Faşist Charles de Gaulle’ ya da ‘Faşist Churchill’ ve ‘faşist Clement Attlee’ demeye herhalde akıl erdirememişler! İçinde bulunduğu statüyü tartışma yerine rejimin niteliğini belirleme akıllılığının nereden geldiğini tartışmak gerekir. ‘Türkiyelileşme’ uydurukluğunun damarlara ne kadar şırınga edildiğinin açık örnekleridir bunlar. Sergilenen bu tavırlar ortalığı velveleye verme değil de nedir? İşte günümüzde tozu dumana katanlar PKK/HDP’nin ana gövdesinden ziyade, döneme göre bu gövdeye eklemlenen ayaklardır. Gürültü koparan kişiler ve bazı çevreler dikkatle irdelenirse, bunlar, sürülmüş tarlalardan toplanmış ayrık otlarıdır. Bu çevreler estirilen silahlı terörün propaganda birlikleridir. Bunlar bir anlamda toplumda travma oluşturmakla görevlendirilmiş ekiplerdir. Genel anlamda 1990’ların, özellikle de 1990-1995’lerin atmosferini yeniden egemen kılma çabası içinde olduklarını görüyoruz.
Terörle Amaçlananlar
Son kırk yıldır estirilen terörün amacı
üzerinde çok yönlü durmakta fayda var. Kürt halkı üzerinde aralıksız estirilen
terörün, toplum üzerinde yarattığı yıkıcı etkiler açıktır. Bu anlamda PKK’nin
1984’de ‘silahlı eylem başlattım’ demesi ve halen kör şiddette ısrarlı olması
hiçte tesadüflerle açıklanamaz.
İç dinamiklerin oynadığı rolün yanı sıra,
ABD’nin ‘Yeşil Kuşak’ projesi gereği Kenan Evren cuntasının iktidara el koyduğu
yıllar aynı zamanda İslam adına yaygın terör eylemlerine başvurulduğu
yıllardır. Bu anlamda PKK/HDP’nin ‘din kardeşliği’ni temel alan
‘Türkiyelileşme’ projesi adına başvurduğu terörle ulaşmak istediği amacı iyice
kavramak gerekir. 1984’de silahların çekilmesiyle beraber özellikle 90 yıllarda
olup bitenleri düşünürsek, PKK bir selefiliktir. Daha anlaşılır bir hale
getirirsek; PKK olayını, Meşrutiyet dönemiyle birlikte İslamcılığın egemen ulus
milliyetçiliğiyle bütünleştirme gayretlerinin bir devamı olarak ele almak
gerekir. Ümmetçilik daha çok Meşrutiyetten itibaren asimilasyonda etkin rol
oynamaya başlamıştır. PKK’nin örgütlendiği çoğu alanlarda İslam’la alakası
olmayan bir takım ‘inanç’ların ortaya çıkması, nereden ve nasıl ortaya çıktığı
belli olmayan tarikat olduklarını ifade eden çevrelerin, gruplaşmaların yaygın
hale gelişi rastlantı değildir. Bir dönem Hizbullah-PKK çatışması boşuna
yaratılmamıştır. Bu çatışmanın taraftarları, aynı atın süvarileridir. PKK’nin
örgütleniş biçimine ve tabanına şırınga ettiği düşünceler iyice irdelenirse,
selefiliği nasıl temel aldığı açıklığa kavuşur. Bu noktadan hareketle, PKK’nin
sıradan bir örgüt olmadığı, derin güçlerin elinde bir kukla olmadan öte bir
erk’i temsil eden devlet gücü olduğu gerçeğine ulaşırız. Selefiliğin ve yerden
ot biter misali bir anda ortaya çıkan din adına gruplaşmaların Kürt halkında
taban bulması, Türkçülüğün gelişmesine hizmet etmektedir. ‘Türkiyelileşme’ veya
‘din kardeşliği’nin kapıları Türkçülüğe çıkar. Bunlar hiçte birbirine zıt
önermeler değildir. ‘Önce Anadolu’ya demokrasi’ veya ‘Ortadoğu’ya demokrasi’
getireceğiz söyleminin altında yatan Turancılıktır. Ümmetçilik belirlenen bu
hedefte aracı olarak kullanılır. PKK’nin Kürt halkına karşı acımasız terör estirmesi,
aydınlara karşı kan dökücü olmasının bir nedeni de budur. Bütün bu yöntemler
aynı zamanda aydınlanmanın önüne geçip cahil bir toplum yaratma
faaliyetleridir.
Türkiye’de gelişen milliyetçilik, sanayileşmeye, üretime dayalı gelişmemiştir. Daha doğrusu üretilen değerler üzerinde yükselmemiştir. Komplocu, salt bekaya ve geri toplumlara özgü ajitasyona dayalı içi boş bir milliyetçilik olduğundan şiddet ve terörü temel almıştır. Yani bir anlamda mitolojiden direk romana geçişin getirdiği beyin durgunluğunun milliyetçiliğidir. Bu anlamda günümüzde İslam ile bütünleştirilmiş Türkçülükten bağımsız PKK/HDP düşünülemez. Kemalizmi ‘orta direk’ olarak kabul edip sarılmaları bu nedenledir. İttihat Terakki’nin şekillendiği saç ayağını görmemezlikten gelmediğimiz oranda PKK/HDP gerçeğini kavramış oluruz. İşte tüm bu gerçekleri gözönünde bulundurmayı ihmal etmezsek, PKK/HDP’nin Kürt halkına, Kürt aydınlarına karşı neden terör estirdiğini anlamakta zorluk çekmeyiz.
Terörün Getirdiği Kırılmalar Aşılmalı
1968 çıkışına karşı
fazla zaman kaybetmeden 1972’de Milli Selamet Partisi’nin kuruluşunu sadece bir
tepki olarak değerlendiremeyiz. Necmettin Erbakan’ın çıkışı teolojiyi veya
biraz daha yaygın bir ifade ile dini siyasallaştırma hareketidir. Aynı biçimde
PKKnın hakim olduğu alanlarda hadislerden din üreten gurupların gelişmesi,
inanç olgusunu siyasallaştırmadır. Urfa’da, Diyarbakır’da, Batman’da ‘Kutlu
Doğum Haftası’ bahanesiyle toplanan kitlelere bir bakılmalı. Yaygınlaştırılan
İslamcılık biraz kazınırsa, altında Türkçülük çıkar. Din kardeşliği ve
ümmetçiliğin kapısı Türkçülüğe çıkar. ‘Ortadoğu’ya demokrasi’nin altında
Turancılık vardır. Seküler bir oluşum olarak lanse edilen PKK’nin, ‘İslam
kardeşliği’ söyleminin oluşturduğu zemini kullanarak selefiliğin örgütlenme biçimini
temel alması boşuna değildir. Bugün asimilasyonun bu derece yaygın hale gelişi
ve küçümsenmeyecek kitlesel bir gücün açıktan CHP pöçüğüne adeta gönüllülük
temelinde takılmış olması üzerinde düşünmek gerekir. Üstelik asimilasyonu temel
alan düşünce ve hareket biçimine destek verenler arasında Kürt olduğunu iddia
edenlerin bulunması, gelinen noktayı daha da ilginç kılar. PKK’nın cinayet,
işkence ve terör eylemleri karşısında yeterince tepki gösterilmemesinin, medeni
cesaretin sergilenmemesinin sosyal yapıda açılan tahribatla bağlantılı olduğu
bilinmeli. Umursamaz, günlük ekonomik, parasal kaygılar içinde atıl hale
getirilmiş, önemli oranda hafıza kaybına uğratılmış ve kimlik sorununu fazla
önemsemeyen toplumsal bir yapı oluşturmada ciddi bir aşama kaydedildiğini artık
görmek gerekir. Türk milliyetçiliğinin ürkek anlayışı bugünlerde PKK/HDP
aracılığıyla yoğun bir biçimde Kürt toplumuna egemen kılınmaya çalışılmakta.
Sonuç olarak gösterilen ürkeklik, gerilemeye ve kaybedişe yol açabilir. Ortaya
çıkan bu tür kırılmalar, Kürt halkına karşı PKK eliyle estirilen terörün ve
cinayetlerin daha da katmerleşmesini sağlamaktadır. PKK’ye karşı olan cephenin
ciddi başarılar elde etmesinin önündeki önemli engellerden biri de budur. Ana
gövde ve gövdeye yapıştırılmış asalak ayaklar aşılmalı, gerçek yüzleri toplum
nezdinde açıklığa kavuşturulmalı. Bu eşiğin nasıl aşılması gerektiği üzerine
artık yoğun tartışmalar içine girilmesi gerektiğinin aciliyeti inkâr edilemez.
Baki Karer
18.07.2021
ROJAVA ÜZERİNE
ROJAVA ÜZERİNE Rojava’da son dönemde olup bitenler, farklı açılardan olabildiğince gündemde tutulmaya çalışılıyor. Pkk-Pyd-Dem...
-
Ortadoğu'da Dönüşümün Sancıları Irak-Şam İslam Devleti isimli eli kanlı örgütün Irak ve Suriye'de başlattığı saldırı...
-
‘DERSİMDE ANALAR AĞLAMADI MI?’ 10 Kasım’da Büyük Millet Meclisi'nde düzenlenen ‘açılım’ o...
-
Yaklaşan Genel Seçimler Üzerine 7 Haziran 2015 genel seçimi yaklaştıkça, tartışmalar da yoğunlaşmaya başladı. Siyasal atmosfer tahm...