18 Ocak 2010 Pazartesi
NELER OLUYOR?
19 Aralık 2009 Cumartesi
İKTİDAR MÜCADELESİ
İKTİDAR MÜCADELESİ
Uzun zamandır bir iç hesaplaşma yürütülmektedir.
Bu bir anlamda ikitidar mücadelesi. Çok denklemli bir iktidar mücadelesi
olduğundan çatışmalı geçmekte. Kavgayı yürüten her iki taraf da homojen bir
yapıya sahip değil;taraflar hem birbirleriyle kıyasıya mücadeleye tutuşmuş, hem
de her bir tarafın içinde kavga var. Görünürde kavganın bir tarafını stotükoyu
savunalar, bir tarafını da İslamcı ideoloji temelinde ‘değişim’ öngörenler
oluşturmakta.
Stotükoyu savunan taraf, Türk
Silahlı Kuvvetleri, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi.
İçinden bazı farklı sesler çıksa da yargıyı oluşturan kurumlar da bu cephede
yer almakta. Diğer cephede ise, İslamcı ideolojiyi temel almış neo-liberal
politika uygulayıcısı Adalet ve Kalkınma Partisi ve destek aldığı bazı
cemaatler var. İşin ilginç yanı, iktidar partisi cephesini değişimden yana
olduğunu iddia eden bazı aydın çevreler de desteklemektedir. Ortak noktaları
‘değişim’ ama nasıl bir değişim istedikleri belli olmadığı gibi, istedikleri
değişimde önderlik rolü verdikleri İslamcı ve üstelik neo-liberal olduklarını
iddia edenlerle demokrasinin kurulup kurulamayacağını sorgulamıyorlar.
İslamcılar da seçkinci-elitistler gibi daha şimdiden kendi elit tabakasını
yaratmış durumda. Farklı olanlara karşı ne kadar acımasız olduklarını
tartışmaya gerek bile yok. Farklılıkları yadsıyan sınırsız egemenlik
istemektedirler. Bu anlamıyla klasik elitistlerin tersyüz edilmiş bir
biçimidirler. Biri çağdaşlık adına ülkenin çağ dışında kalmasını sağlamakta,
diğeri de ‘değişim’ teranesiyle açıktan çağdışılığı temel almakta. Sonuçta her
iki taraf toplum mühendisliği ortak noktasında buluşmaktadır.
Bu günkü koşullarda Ordu içinde
de bir bütünlük olduğunu söyliyemeyiz. Hem emekli olmuş bazı generallerle Ordu,
hem de Ordu içinde subaylar arasında görüş farklılıkları var. Bunlardan bir
kısmı açıktan darbe istemekte, genel kurmaylığı darbeye zorlamak için olmadık
provakasyonlar yapmaktalar. Türkiye’nin ve dünyanın içinde bulunduğu konjektörü
hiçe sayarak hareket etmekteler. Bu kesimin başarıya ulaşacağına inanmıyorum.
Gelinen bugünkü noktada darbe Türkiye açısından bitim demektir. Dün bazı
generallerin gözaltına alınması olayı, aslında Genel Kurmay Başkanlığı’nın bu
kesime karşı bir misillemesidir. Yani sorguya alınan generallerin ve bunların
Ordu içindeki yandaşlarını hizaya getirme taktiği olarak görülmeli. Ama
Türkiye’nin içinde bulunduğu konjektör dikkate alındığında, böylesi bir
operasyonun birden fazla hedefleri içerdiği de bir gerçektir.
CHP, MHP ve Ordu yönetiminin
hareket tarzı bugünkü hükümeti bir darbeyle düşürmekten ziyade daha çok
yıpratma, mümkünse erken seçime gütürerek tek başına bir daha iktidar olmasını
engellemedir. Hatta ölçülü ekonomik krizler yaratak hükümet üzerinde baskı
aracı oluşturmak istemektedirler. Tutuklamaların başlamasıyla birlikte Türkiye,
uluslararası arenada sermaye akışı ve yatırımlar açısından riksli ilan edilmiş
durumda. Türk Lirasına karşı Avro ve dolar yükselişe geçmiştir. Hükümet bu
duruma karşı ne kadar direnir kestirmek güç. Eğer bu hamlalerle başarılı
olamazlarsa, yeniden kapatma davası açmaya kadar işi ilerleteceklerini
sanıyorum. Bu süreçte eğer bir erken seçim kararı alınırsa Adalet ve Kalkınma
Partisi tek başına iktidar kuracak oranda oy alamayabilir. Veya erken seçimden
yüzde otuzlarla geri gelerek hükümet kursa da uzun ömürlü olamaz. Sonuç olarak
böyle bir durum, AKP’yi eritir. Bir anlamda ANAP’ı eriten süreç, bir
takım farklılıklarla Adalet ve Kalkınma Partisi için başlamış durumdadır. ‘Teğet’
geçen son ekonomik kriz bu sürecin alt yapısını hazırlamıştır. Bu süreçte
ustaca kullanılan araçlardan biri de, Kandil ve yerel uzantılarıdır.
Baki karer
23.02.2010
Kimin Oğlanları İşbaşında?
Beklendiği üzere Demokratik Toplum Partisi kapandı.
İsmi her ne kadar ‘Demokratik’se de aslında anti demokratik demek daha iyi olur.
Sistem kendi ucubesini kapattı.
Feodaller ve marabalar arasında bir ayrışma yaşanacak.
Sonuçta, marabaların suyu iyice çıkarıldıktan sonra bir kenera atılacak.
Irak’taki gelişmeler marabaların ömrünü tayin edecek.
Bu anlamda yaşanan süreç her yönüyle ilginçtir.
Bu süreçte Ahmet Türk gibi uysallara ihtiyaç yok.
Çünkü bir türlü ‘yüzer-gezer’ yattaki ‘Tanrı’yı anlamadı, anlatamadı.
Zaten anlamasını da, anlatmasını da istemediler.
***
Önce ‘Açılım’ denildi. Hükümet büyük bir iştahla ‘sorunu’ bitireceğini hesapladı.
Oysa sorun içteydi.
İçe yönelme ise yürek istiyordu.
İç engelin ciddiyetini ve gücünü bildiği için viraj değiştirerek yol almak istedi.
Yıpranan imajını ‘Açılım’la birlikte Doğu ve G.Doğu’da toplayacağı oylarla düzeltmeyi hedefledi.
Pastayı tek başına yemek istedi.
Böylece en az iki seçim sürecini kurtarmaya çalıştı.
‘Açılım’ın bir diğer amacı da, yaşanan ekonomik kriz ortamında kitlelerin dikkatini farklı yönlere çekmekti.
Ama bir takım engelleri hesaplıyamadı;
Birincisi, Ergenekon tutuklamalarıyla engellerin ortadan kalkacağını sandı.
Oysa bu tutuklamalar sadece bir görüntüden ibaretti.
İkincisi, Türkiye’de esas karar verici güçlerin, G.Kürdistan’da ve Irak’ta, istedikleri düzenlemelerde henüz sonuç almış olmamaları.
Rezervlerin tümünü bugünden kullanma işlerine gelmiyordu.
Kullanılacak alternatifleri zamana yaygınlaştırmadan yanaydı.
Bu nedenle, İmralı, birden aktuel kılınırak, devreye sokuldu.
Belli ki bu sefer kulağına çok fena üflemişler.
Önce‘sırtım kaşınıyor’,‘göbeğim’ kaşınıyor yakarmasıyla işe başladı.
Aniden hemen her tarafı kaşındı!
Sonra ‘Yerim dardır, oyanayamıyorum’ dedi.
‘Oğlanlar’ mesajı çoktan almışlardı.
Hemen harekete geçtiler;
İstanbulda bir kız çocuğunu acımasızca yaktılar,
Diyarbakır’da bir genci öldürdüler,
Bakkalları, mağzaları yağmaladılar.
Bunları az görüp, 10 Aralık’ta Reşadiya’de 7 genci kurşuna dizdiler.
‘Bizim oğlanlar’ya da marabalar bayağı ‘iş’ çıkardılar.
İşlenen bu cinayetlere üstelik Dersim’de karıştırıldı.
Dersim işin içine karıştırılmadan taplo tamamlanamazdı.
Verilen mesaj gayet açık!
Artık açıktan oynanıyor.
Görmeyen gözler görsün.
‘Hanım Ağa’lığa oynayan biri, demecini patlattı;
‘Açılım kapandı.’
Hayır, değişen hiç bir şey olmayacak.
Sadece acele edilmeyecek.
ABD’nin Irak’tan çekilmesine paralel olarak adımlar atılmaya devam edilecek.
‘Açılım’denilen sürecin getirileri, sadece iktidar partisine yedirilmeyecek.
Dolayısıyla iktidar partiside bu süreçte daha bir ‘hizaya’ getirilecek.
Kimin oğlanlarının iş başında olduğunun şüphe götürür bir yanı kaldı mı?
Baki Karer
12.12.2009
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Açılım Üzerine
6 Nisan 2009 Pazartesi
İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR III
Beşikçi Kürtçülüğü
22 Mart 2009 Pazar
İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR
İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR
ΙΙ
Xoce yazımın birinci bölümünden sonra epey bir bocalama geçirdi. Birdenbire ailesini hatırlar oldu, orada burada çekiştirmekten zerre kadar utanmadığı karısı üzerine nağmeler dizmeye başladı. Giderek çocuklarını ne kadar çok sevdiğini göstermek için kameralar karşısında bolca pozlar verdi.
Kendince yazdığı senaryosunun tutmadığını, bir işe yaramadığını fark edince de; bu sefer teoriler üzerine kafa yormaya başladı. Baktı beyni bu konuda hiç şarj etmiyor, bir dizi bahaneler arkasına sığınmaya başladı. Ömründe bir kitap bile okumayan bir yaratıktan ancak bunlar beklenirdi. Hayatı boyunca zurnanın zart dediği, ya da son deliği olmayı bir türlü içine sindiremiyor. ‘Teorik’ konularda, ya da strateji ve taktikler üzerine’ harukülȃda yazılar yazarmış, ama ’canı istemediği(!) için’ yazmıyormuş... Nedeni de gayet basit miş; “he, hı, keh keh” demek daha kolaymış, ‘eee’lemekten ise son derece hoşlanıyormuş Son dönemlerde, her nedense, bolca, ‘keh keh’lemekten de zevk aldığını söylemeye başladı. Bunlar çok ciddi bir pisikolojik hastalığın son noktaya vurduğunun belirtileridir. Ne tür bir pisikolojik hastalık olduğunu pisikiyatri uzmanları çok daha iyi bilir. Yaşadığı derin ruhsal deprasyona verilecek örneklerden biri de, İstanbul’un bilmem ne semtinde hangi kadınla sabahladığını ballandıra ballandıra anlatması. Yani, aldatıldıysam ben de aldattım demek istiyor. Bunu bu kadar çember çizerek, hikayeler uydurark dile getirmenin ne anlamı var? Birlikte kaldığın insanla anlaşamıyorsan, şüphelerin varsa ayrılır gidersin. Böylesi bir ortamda dölleri bahane olarak ileri sürmenin bir anlamı yoktur. Evine gelen herkesi şüpheci gözlerle süzmesinden bahsetmesi ise hiç akıl alacak bir iş değil. Xoce, ‘Ziyaret bahanesiyle evime kimsenin gelmesini istemiyorum’ diyordu. Bu nedenle Stockholm’e geldiğinde tam anlamıyla kafayı oynatmıştı. Belli ki, bu hastalık artık kronikleşmiş bir hȃle dönüşmüş.
Böylesi ruhsal bunalım sonucudur ki, son dönemlerde yeniden Baki Karer düşmanlığına yine başladı; ‘Baki Karer böyle demişti... Baki Karer söylemişti... yapmıştı...’
Bir insanın hayatı miş-mış’lardan ibaret olunca bir süre sonra paranoidleşmesi gayet doğaldır. Xoce adıma cümleler kuruyor, hayalinde beni konuşturuyor sonra da oturup keh keh’lerle, hih hi’lerle yazıyor. Bunlarla da yetinmeyip, benimle toplantılar yaptığını iddia ediyor seçim çalışmalarına katıldığını yazıyor ve üstelik de kazandırıyor! En akla gelmedik yerlere kadar kendini götürüyor, daha doğrusu zoraki karıştırıyor. Batman’da seçim komitesi Şener, Mazlum ve Edip solmaz’dan oluşuyordu. Buradaki başarının öncüsü Mehmet Şener’ dir. Ama Hoca’nın,yani Xoce’nin burada çekemediği, Şener’in başarılarıdır. Bütün mesele Nasıl olurda bu kişinin başarılarını gölgeleyebilirim hesabı peşinde. Şener’in bu baya, bulunduğu mahalde bir kaç bildiri dağıtma görevi verdiğini biliyorum. Ama hepsi o kadar.
Bu adamla ülkede ayaküstü toplam on dakika görüşmüşlüğüm ya vardır ya yoktur. Ama sorunu başka; neredeyse 6-7 yıldır anlata anlata bitiremediği Stockholm buluşmasında, ‘Beni ne diye hep sempatizan düzeyinde tuttun, bir yerel komite üyeliği ötesine niçin çıkarmadın’ diye yakınıp durmuştu. Aklınca, sorumluluğum altında ‘yeterli ünvan’ sahibi olamamanın intikamını alıyor. Ama tüm bu hokkabızlıklara gerek yok; ‘kurucu’, ‘askeri komutan’, ‘ideolog’, ‘sekreter’, ‘lider’ vb. tüm ünvanları alabilir. Kimsenin, hatta içinde kariyer özlemi çektiği örgütün de buna itiaz edeceğini sanmıyorum.
Hoca ya da Xoce, halizyonlarında o kadar ileri gidiyor ki, yaşamını kaybetmiş insanları da konuşturuyor; özellikle de Hayri’yi. Bir dönem varsa yoksa Mazlum’du, şimdilerde her ne hikmetse Mazlum’u bırakıp döndü Hayri’ye. Neden Akif ya da başkası değil de illa da Hayri? Gölge altına sığınmaktan bu derece haz duyan Xoce’nin pisikolojik sorunlarını anlamak çok zor. Bu nedenle tedavisi neredeyse mümkün değil.Hemen her konuda ne kadar yalan attığının farkında olduğu halde ısrarla yalanlarına devam ediyor.Çünkü başından itibaren kendini girdabın içine soktu. Bu çıkmaz yoldan ayrılması artık mümkün değil. ‘Büyük oynayayım’,‘kendimi büyük göstereyim’ derken yerin dibine daha bir batmakta.‘Şef’ düşkünlüğü ve taklitciliğinin cezasını çekmekte.
Hemen her cümlesinde kendini elevermekte. Gölgesine sığınmaya çalıştığı Hayri için ‘Biliyor’ diyor. Evet, Hayri bu zatı sonuçta tanımıştı ve biliyordu. İçerden gönderdiği sözlü ve yazılı haberlerde Hoce’yi tanımlarken ‘Bulaşık biri’, ‘Her konuda son noktada döneklik yapan biri’ diyordu. Hoce’nin tüm bu tavırlarına karşı ‘İdare etmeye çalıştıklarını’ söylüyordu.Hele hele son açlık gerevinden kaçışını hiç affetmiyordu. Hayri, diğerlerine,bu zata karşı tedbirli davranılmasını ve hiç bir bilginin verilmemesini tembihlemişti. Nitekim onların yanında o kadar uzun süre kalmasına karşın, Hayri, Akif ve Mazlum’un hiç bir şey konuşmadıkları her geçen gün daha bir açığa çıkmakta. Mazlum nereye giderken ve nasıl yakalandığını bile bu zata söylememiş. Ama Xoce denilen zat saplandığı girdapda senaryosunu yazmış; ‘Diyarbakır’da merkez komite toplantısına giderken yakalanmışlar!...’ Gördünüz mü,yine yükseklerden bir tespit!daha. Atayım belki tutar, tutmazsa da ‘keh keh’,ya da biraz ‘he hi yaparım’ gider... Anlayış bu. Şefinin sahte tarih yazma anlayışına kendini o kadar kaptırmış ki, sağına soluna bakmadan son surat gidiyor.
İçerdeki bu haline bakmadan, utanmadan bir de başkalarını yargılamaya kalkışıyor. Böylece işlediği suçları ört-bas etmeye kalkışıyor. Mehmet Can’a çamur atmaya yelteniyor. İçeride sergilediği onca çirkefliklerine bakmadan bir de başkalarına leke sürmeye çalışmakta. Neymiş, Mehmet Can yeterli direnci gösterememiş!... Hiç kimsenin bugüngü durumu beni ilgilendirmez. Ne yapıyorlar, neredeler, nasıllar vs. Ama Mehmet Can’ın yakalandığında gösterdiği dik duruş her yönüyle takdire şayan bir duruştur. Kemal Pir’in arşivlerde duran bu konu üzerine şiirsel mektubu unutulacak cinsten değildir. Bu duruşunu içerde kaldığı süre içinde hiç aksatmadan sürdüren nadir kişilerden biridir. Xoce’nin bütün meselesi, Mehmet Can’ın entellektüel düzeyi karşısında duyduğu komplekslerdir. Dolayısıyla, ‘Çamur atayım tutmazsa izi kalır’ anlayışına sarılmakta. Ama nereden bakılısa bakılsın, beyhude çabalar.
Bu bölümü bitirmeden önce, her geçen gün yeni bir hastalığın pencesine düşen Xoce’den bir haber de ben vereyim. Herkesten, en yakın arkadaşlarından bile gizli bana ikide bir mail atıyor. 12 Eylül savcılarına öykündüğünü gizlemiyor. Ayrıca Esat oktay Yıldıray’ın komutlarıyla da yetinmiyor, meşhur CO’sunu taklit ederek havlamalarda bulunuyor. Son e-postlarından birinde, bana,‘Çık karşıma’ diyor. Arkasından da ‘Keh keh’yaptığını söylüyor.Bu hırıltıların ne anlama geldiğini henüz çözümleyemedim. E-postlarının tümünü yayınlamadan önce pisikologlara verip tahlil etmelerini isteyeceğim. Çok ciddi paranoid symtomlar görüyor; ‘Baki’den, Naki’den bahsedip duruyor.Benden uyarması, en yakınlarına bile her an çok ciddi zararlar verebilir, yazdığım birinci bölümden sonra yaptığının benzeri!...
Baki Karer
07.03.2009
Devam decek
ROJAVA ÜZERİNE
ROJAVA ÜZERİNE Rojava’da son dönemde olup bitenler, farklı açılardan olabildiğince gündemde tutulmaya çalışılıyor. Pkk-Pyd-Dem...
-
Ortadoğu'da Dönüşümün Sancıları Irak-Şam İslam Devleti isimli eli kanlı örgütün Irak ve Suriye'de başlattığı saldırı...
-
‘DERSİMDE ANALAR AĞLAMADI MI?’ 10 Kasım’da Büyük Millet Meclisi'nde düzenlenen ‘açılım’ o...
-
Yaklaşan Genel Seçimler Üzerine 7 Haziran 2015 genel seçimi yaklaştıkça, tartışmalar da yoğunlaşmaya başladı. Siyasal atmosfer ...