İKTİDAR MÜCADELESİ
Uzun zamandır bir iç hesaplaşma yürütülmektedir.
Bu bir anlamda ikitidar mücadelesi. Çok denklemli bir iktidar mücadelesi
olduğundan çatışmalı geçmekte. Kavgayı yürüten her iki taraf da homojen bir
yapıya sahip değil;taraflar hem birbirleriyle kıyasıya mücadeleye tutuşmuş, hem
de her bir tarafın içinde kavga var. Görünürde kavganın bir tarafını stotükoyu
savunalar, bir tarafını da İslamcı ideoloji temelinde ‘değişim’ öngörenler
oluşturmakta.
Stotükoyu savunan taraf, Türk
Silahlı Kuvvetleri, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi.
İçinden bazı farklı sesler çıksa da yargıyı oluşturan kurumlar da bu cephede
yer almakta. Diğer cephede ise, İslamcı ideolojiyi temel almış neo-liberal
politika uygulayıcısı Adalet ve Kalkınma Partisi ve destek aldığı bazı
cemaatler var. İşin ilginç yanı, iktidar partisi cephesini değişimden yana
olduğunu iddia eden bazı aydın çevreler de desteklemektedir. Ortak noktaları
‘değişim’ ama nasıl bir değişim istedikleri belli olmadığı gibi, istedikleri
değişimde önderlik rolü verdikleri İslamcı ve üstelik neo-liberal olduklarını
iddia edenlerle demokrasinin kurulup kurulamayacağını sorgulamıyorlar.
İslamcılar da seçkinci-elitistler gibi daha şimdiden kendi elit tabakasını
yaratmış durumda. Farklı olanlara karşı ne kadar acımasız olduklarını
tartışmaya gerek bile yok. Farklılıkları yadsıyan sınırsız egemenlik
istemektedirler. Bu anlamıyla klasik elitistlerin tersyüz edilmiş bir
biçimidirler. Biri çağdaşlık adına ülkenin çağ dışında kalmasını sağlamakta,
diğeri de ‘değişim’ teranesiyle açıktan çağdışılığı temel almakta. Sonuçta her
iki taraf toplum mühendisliği ortak noktasında buluşmaktadır.
Bu günkü koşullarda Ordu içinde
de bir bütünlük olduğunu söyliyemeyiz. Hem emekli olmuş bazı generallerle Ordu,
hem de Ordu içinde subaylar arasında görüş farklılıkları var. Bunlardan bir
kısmı açıktan darbe istemekte, genel kurmaylığı darbeye zorlamak için olmadık
provakasyonlar yapmaktalar. Türkiye’nin ve dünyanın içinde bulunduğu konjektörü
hiçe sayarak hareket etmekteler. Bu kesimin başarıya ulaşacağına inanmıyorum.
Gelinen bugünkü noktada darbe Türkiye açısından bitim demektir. Dün bazı
generallerin gözaltına alınması olayı, aslında Genel Kurmay Başkanlığı’nın bu
kesime karşı bir misillemesidir. Yani sorguya alınan generallerin ve bunların
Ordu içindeki yandaşlarını hizaya getirme taktiği olarak görülmeli. Ama
Türkiye’nin içinde bulunduğu konjektör dikkate alındığında, böylesi bir
operasyonun birden fazla hedefleri içerdiği de bir gerçektir.
CHP, MHP ve Ordu yönetiminin
hareket tarzı bugünkü hükümeti bir darbeyle düşürmekten ziyade daha çok
yıpratma, mümkünse erken seçime gütürerek tek başına bir daha iktidar olmasını
engellemedir. Hatta ölçülü ekonomik krizler yaratak hükümet üzerinde baskı
aracı oluşturmak istemektedirler. Tutuklamaların başlamasıyla birlikte Türkiye,
uluslararası arenada sermaye akışı ve yatırımlar açısından riksli ilan edilmiş
durumda. Türk Lirasına karşı Avro ve dolar yükselişe geçmiştir. Hükümet bu
duruma karşı ne kadar direnir kestirmek güç. Eğer bu hamlalerle başarılı
olamazlarsa, yeniden kapatma davası açmaya kadar işi ilerleteceklerini
sanıyorum. Bu süreçte eğer bir erken seçim kararı alınırsa Adalet ve Kalkınma
Partisi tek başına iktidar kuracak oranda oy alamayabilir. Veya erken seçimden
yüzde otuzlarla geri gelerek hükümet kursa da uzun ömürlü olamaz. Sonuç olarak
böyle bir durum, AKP’yi eritir. Bir anlamda ANAP’ı eriten süreç, bir
takım farklılıklarla Adalet ve Kalkınma Partisi için başlamış durumdadır. ‘Teğet’
geçen son ekonomik kriz bu sürecin alt yapısını hazırlamıştır. Bu süreçte
ustaca kullanılan araçlardan biri de, Kandil ve yerel uzantılarıdır.
Baki karer
23.02.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder