ÇETİN GÜNGÖR’ÜN ANISINA…
Yunanlı filozof Epikuros, ‘Ölüm bizim için hiçbir şeydir’ der. Şüphesiz günümüze dek bir çok filozof, aydın, entelektüel ölüm üzerine düşüncelerini açıklamıştır. Ölüme dair felsefi tartışmalarda en ilginç sözü söyleyenlerden biri de Friedrıch Nietzsche olmuştur. Nietzsche, ‘ölümün final ödülü, bir daha ölmeyecek olmaktır.’ der. Evet, ölüm yaşam sürecinde bir finaldir ve bu finalin tekrarı yoktur. Ölüm olayı, bedensel olarak yaşamın bitişidir. Her canlının doğduğu andan itibaren böyle bir sonla karşılaşması kaçınılmazdır. Doğanın bir yasasıdır bu.
Ama ölüm, bazı kişiler için aynı zamanda ölümsüzlüğü de içerir. Bazı insanlar yaşamı salt haza indirgeyerek bedensel varlıklarını devam ettirmenin çabası içine düşerken, bazıları varlıklarını toplumun kurtuluşuyla, özgürlüğüyle bütünleştirir. Çetin Güngör (Semir) de içinde yaşadığı toplumu, ait olduğu halkın özgürlük kavgasıyla bütünleştiren biriydi. Ölümü düşünerek, korkarak sürdürülecek bir yaşamın hiçliğinin bilinci içindeydi. Katiller akıllarını hayallerinde yarattıkları vahiyler yönünde kullanırken, Çetin (Semir) yargılama, düşünme ve sorgulama yönünde kullanmıştır. Sorguladığı için korkusuz bir yaşam sürdürmüştür. Değişim ve dönüşümün diyalektiğini kavradığı için aklı sorgulayıcı tarzda kullanma başarısı göstermiştir.
Diyalektik akıl, çelişkilerin varlığını kabul etmekten geçer. Çelişkileri reddetme, tekçiliğe, karşındakileri dışlamaya, giderek şiddeti temel almaya gider. Nitekim Semirin katili PKK, bugün nefretle, kan ve terörle, ölümlerle anılıyorsa, doğa ve toplumdaki çelişkileri, değişimi inkâr ettiği içindir. Bu tür anlayışlar er ya da geç yok olmaya mahkumdur.
Çetin Güngör’ün PKK tarafından katledilmesi bir gerçeği daha açığa çıkarmıştır; bu kavgada korku ile cesaret karşılaşmıştır. Korku cehaletten kaynaklanır. Nesnellikten uzak aklın araçsallaştırılması, bireylere ve topluma inancı dayatmadan kaynaklanır. İnanç dayatma tekdüzeliği temel alma anlayışıdır. Işığı, aydınlanmayı kabul etmeyen bu anlayış, dehlizlerde egemenlik kurmak için karanlığı tercih eder. PKK ve yan kuruluşları bu anlamda kan ve gözyaşını temsil ettiği oranda cehaleti ve karanlığı temsil eder. Aslında bunlar, başkalarını yok ederek varlık bulacaklarını zanneden piskopatlardır. Katillik aynı zamanda patalojik bir hâldir. En alt katmanlardan gelmiş, anti sosyal davranışlar sergileyen bu tipler, nörolojik açıdan da oldukça geridirler. Ele geçirdikleri gücü kişisel çıkarları uğruna kullanmada tereddüt etmezler, yani pervasızlığı egemenlik aracı olarak kullanacak kadar cahildirler. Semirin yok edilmesi için karar veren ada mukiminin düşünce ve davranışları irdelendiğinde başka sonuçlara varmanın olanağı yoktur. Ele geçirdiği bir kuşu bile canlı canlı yolup ve kafasını ısırarak kopartıp ölümünü zevkle anlatan birinden başka bir ruh hali bekleme, tam anlamıyla saflık olur.
PKK’nin cinayetler işlemesi ve 17 bin iç infazla övünç duyması, bir takım hedeflere ulaşmak içindir. Bilindiği gibi, kendilerinin de bizzat defalarca ifade ettiklerinden yola çıkarsak, zaman zaman Kürt/Kürdistan’la ilgili söylemler geliştirmeleri, karanlık amaçlarına ulaşma gayretleri olduğu tartışma götürmez. İkrarlarına, Türk soyunun bir parçası olduklarını sloganlaştırmalarına rağmen, halen ‘bilgi’, ‘belge’ ve ‘kanıt’ peşinde koşan koltuk düşkünlerini bir tarafa bırakırsak, PKK’nin işlediği cinayetlerle nasıl karanlık amaçlar hedeflediği ortadadır. Her cinayet, yaşamına son verilen insanlarla sınırlı kalmaz. Hele hele toplumun özgürlüğü için kavga veren insanlar hedef alındığında, toplumsal yapıda yol açtığı sarsıntılar daha da katlanır. Cinayetler toplumun dengesine, iç dinamiklerine sarsıcı darbeler vurur. Toplum dışı kalmış, müritleşmiş ve kullanılmaya amade olmuş kesimler, özgürlük kavgasını kendileri için bu nedenle tehlikeli görürler. Özgürlüğe ve onurlu bir yaşama karşı duranların intikam duyguları, Çetin’i katletmiştir. Semire sıkılan kurşun, halkın hayallerine ve bu hayallere içtenlikle beslenen umuda sıkılmış kuşundur. Semir yıllar önce, ’Bugün PKK ile Kürt halkı arasında bir çıkar çelişkisi,bir düşmanlık vardır.Halk düşmanı her girişim gibi, bu girişim de bozguna uğratılmalıdır.’ diyerek, PKK’nin bugün vardığı noktayı o günlerde görmüştü. PKK’nin ne olup olmadığı artık aşikar olmuş, hainliklerini en yüksek sesle kabul etmek zorunda kalmışlardır.
Sevgili Çetin; Bu alçak şebekeye karşı düşüncelerin, dik duruşun ve cesaretinle mücadelenin önemli simgelerinden biri oldun. Sen mücadelende hergün yaşarken, seni katladenler hergün ölmektedir. Seni sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
30 Ekim 20026
Baki
Karer




