OĞUZHAN
MÜFTÜOĞLU-ERTUĞRUL KÜRKÇÜ TARTIŞMASI
Charles Dickens İki Şehrin Hikâyesi romanında Bay Lorry ile Bayan Pross arasında ‘farz etme’ye karşı ‘sanmayı’ olumlayan bir diyalog geçer. Bayan Pross özellikle ‘…farz etmeyin!’ ve ‘Hayalinizde yaratmayın.’ derken aslında sanmayı da ihtimaller dahilinde kabul eder ve ara sıra tahmin yürüttüğünü söyler.
Ertuğrul Kürkçü sorunu neredeyse 55 yıldır tartışılmakta. Ama artık bu sorun, ne ‘farz etme’, ne ‘sanma’, ne de ihtimaller ve olasılıklar çerçevesinde ele alınmamalı. Hele hele boş hayaller kurmanın hiç anlamı yoktur. Türk solunun geldiği bugünkü noktadan bağımsız düşünmemek kaydıyla Ertuğrul’u, savunduğu düşüncelerle ve eylemleriyle değerlendirmek gerekir. Daha doğrusu, üzerinde durduğu zeminde somut delillere dayanarak her yönüyle ortaya koyma en sağlıklı yöntemdir.
Dev-Yol’un kurucularından Oğuzhan Müftüoğlu’nun 12 Mart 2026’da yaptığı röportajda Ertuğrul Kürkçü hakkında bazı söylemlerde bulundu. Röportajda değinilen konular üzerine bazı çevreler ve kişiler, nedenine açıklık getirmeden Ertuğrul Kürkçü’nün arkasından saf tuttu. Eleştirileri, kült haline getirdikleri Müftüoğlu’nun karşısında rüştlerini ispatlama girişimine dönüştü. Elbette böylesi bir konuma gelmelerinin sosyolojik nedenleri var. Ama bu sosyolojik nedenleri irdeleme yazının boyutunu aşar.
Tartışmalara katılanların ekseriyeti, Müftüoğlu 54 yıldır niçin bekledi sorusunu her fırsatta sordular. Haklılar; zamanında açıklama yapmış olsaydı, ‘sanma’ ların ve ‘farz etme’lerin önüne geçmiş olurdu. Sonuçta beklenen açıklama yapıldı. Bu sefer de bazı kişiler, hiç beklenilmeyen bir noktadan hareketle, Kürkçü’ye can yeleği atmaya başladılar. İşte bu anlaşılır değil. Üstelik yıllardan bu yana herkesin içini oyan, beyninde evirip çevirdiği bir konuyu tartışmanın merkezine yerleştirmekle kalmadılar, tarihsel dönemle ilgili bir sorunu çetrefilli hale getirdiler. Bir nevi kaş yapayım derken göz çıkardılar. Ayrıca gelecek nesillere de iyi örnek olmadılar.
Röportajı tartışma konusu yapanlar, aslında bilinçaltlarını konuşturmuş oldular; yani her birinin bilinç altına yerleşmiş olan olayla ilgili kuşkunun verdiği rahatsızlık, onları çıkmaz yola itikledi. Bir insanın inandıklarıyla pratikte karşılaştığı gerçekler çelişmeye başladığı noktada, şaşkınlık ya da tereddüt içine girmesi doğaldır. Bu noktada takınılması gereken tavır, yüzyüze gelinilen doğrunun yanında yer almadır. Tartışmaya sonradan katılanların çoğunda, doğrunun yanında durma cesaretini görmedik. Adeta ergen utangaçlığına şahit olduk. Bunca yıldır süren kaygı ve kuşkuların açığa vurulması karşısında gösterilen böylesi tepkiler, aynı zamanda Türk solunun da içinde bulunduğu sefaleti açığa çıkarmaktadır. Daha açık bir dille ifade edecek olursak; sol olduğunu söyleyen önemli bir kesimin, Kürtler konusunda ne kadar yangabuz oldukları bir kez daha sergilenmiş oldu.
Aslında Oğuzhan Müftüoğlu fazla bir şey söylememişti. Elli dört yıl önceki Kızıldere olayını anlatırken Ertuğrul Kürkçü’nün yakalanaşına ilişkin sadece şöyle bir not düşmüş; “Orada sağ yakalanıp diğer bütün evde bulunan herkesin öldürülmesinden sonra bir tek kendisinin sağ çıkıp, gelmesinden sonra mahkemede karşılaştık.” İşte bu cümle üzerine kıyamet koparıldı. Bu cümlenin tartışma konusu yapılmasında, Ertuğrul Kürkçü’nün aile geçmişinin de sebep olup olmadığını anlamak zor, ama Türk sol hareketinin ortaya çıkışından bu güne kadarki süreçte sahip olduğu bir takım özelliklerin rol oynadığını düşünmeme pek olası değil.
Kürkçü’nün dedesi Koçgiri isyanının bastırılmasında önemli rolü olan biridir. Ayrıca iki dönem milletvekilliği yapmıştır. Elbette hiç kimse, babasının ve dedesinin yaptıklarından sorumlu tutulamaz. Her birey kendi eylemleriyle yargılanır. Ama Ertuğrul’un dedesi ile zıt kutupda olup olmadığını veya genelde kimlerle paydaş olduğunu anlamak için, hareket ettiği siyasal zemine bakmak gerekir. Kaldı ki, zıt kutuplarda gezinenlerin bile hiçbir zaman ve hiçbir konuda ortak noktalarda buluşmayacakları anlamına gelmez. Zıt uçlarda dolaşanların süreç içinde bir araya gelmeleri muhtemeldir ve böylesi durumların ortaya çıkmasına da sıkça şahit olmuşuzdur. Zaman içinde oluşan ortak paydalar, ister istemez düşünce ve eylemde de birlikteliği beraberinde getirir. Böylesi buluşmalar çoğu zaman şeytanlaşmayı da içerir; günah işleme ve işletmeye teşvik anlamına gelir. Olayı bu çerçevede ele alırsak-ki almak zorundayız- şeytanlaşan Ertuğrul Kürkçü, günahları da yüklenmeyi kabul etmiştir. Bahsettiğim şeytanlaşma, Kürdü bitirme kavgası üzerine kuruludur.Başka hiçbir sıfat yüklemenin, neden aramanın bir anlamı yoktur.
Geçmişin teorik tartışmalarını günümüz koşullarında sürdürmeyi uygun görmüyorum; çünkü geçmiş dönem tartışmalarının çok çok ötesine geçilmiştir. Şeytanlaşmış Ertuğrul’un arkasında duranlar, kurtarıcı rollerinde ne kadar başarılı olurlar bilinmez. Aralarındaki sunni ayrılıklara buldukları gerekçelerde diretme adına, Kürkçü bir araç olarak kullanılmaya çalışılmakta. Oysa içinde bulunduğumuz koşullarda Ertuğrul Kürkçü’nün girdiği ilişki biçimleri; Kürt kıranlarla işbirliği içinde yol açtığı sonuçlar, göz ardı edilmekte. Doğru ile yanlış arasındaki farklılık yok sayılmakta,görünmezden gelinmekte.
Çığırtı koparanların, her zamanki gibi Kürde bakış açıları Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı öte geçmemiştir. Cumhuriyet döneminde devletin milliyetler sorununa yaklaşımı ele alınırken, İttihat Terakki eleştirilerin odağına yerleştirilmiştir. Doğrudur, ama yeterli değildir. Bugünkü Türk solunun ağırlıklı bir kesiminin geldiği noktayı en iyi ifade eden, Teşkîlât-ı Mahsûsa’dır, çoğu zaman salt bir istihbarat örgütü olarak ele alınmıştır. Bu bir yanılgıdır. Aslında İttihat Terakki anlayışının, Türkçülük akımının bugünlere gelişinde belirleyici olan Teşkîlât-ı Mahsûsa’dır. Bu teşkilat aynı zamanda bir kadro hareketidir. Oluşum sürecini Tanzimata dayandırabiliriz. Bu yapılanma, devlet yönetiminde ve siyasal alanda etkin olmakla kalmamış, aynı zamanda gerek muhafazakȃr, gerekse de solun önemli kesiminin ideolojik yapılanmasında belirleyici rol oynamıştır. Bu nedenledir ki, günümüzde özellikle sol olduğunu iddia edip Kürt kıranlarla işbirliğini temel alanlardan Bȃlȃ rütbesi beklentisi içinde olanlar hiçte az değildir. PKK/DEM’le yıllardan bu yana birlikte hareket edenler, gönüllü şeytanlaşanlardır. Böylesi işbirlikler varken, ‘farz etme’ ye, ‘hayalde yaratma’ya ve ‘sanmalar’a gerek yoktur. Bu anlamda, tartışmaya katılanlar, Ertuğrul Kürkçü’ye şu soruyu sormalıydılar;17 bin iç infaz gerçekleştirmiş, yüz bini aşkın Kürdün kıyımında ve bir o kadarının da hapishanelerde çürümesinde baş rol oynamış PKK’nın yan örgütlenmesinin ‘onur başkanlığında ne işin var, ne tür bir çıkarın var? İşte, Ertuğrul Kürkçü ve aynı yolun yolcuları, bu perspektiften değerlendirilmeli.
20.05.2026
Baki Karer