İSMAİL
BEŞİKÇİ’NİN TASNİF VE TESPİTLERİ ÜZERİNE
Uzun
uzadıya bu yazarın hayat hikayesini kaleme alacak değilim. Sadece 27 Kasım
1998’de Serxwebun’da yayımlanan kin ve nefret dolu bir makalesine kısaca değinmekle yetineceğim.
Bu yazar,
kendini o kadar meşhur görüyor ki, ne yere ne göğe sığası gelmiyor. Dağları,
tepeleri ‘ben yarattım’ diyor. Bu nedenle arkasına almış PKK’lı korumalarını,
abasını atmış omuzuna, eline sıkıştırılmış bastonuyla sokakları, caddeleri vs.
şakşakçılarına dağıtıyor; her şeyin ‘güzelini’ ve ‘değerlisini’ korumaları
adına kaydettiriyor, hem ‘Kral’ hem ‘Tapu Sicil Memuru’ benimdir’ dercesine...
Tarafından keskinleştirilmiş bu ve benzeri görevlerin adamı rolü oynamayı kabul
etmesi elbette şaşıtıcıdır. Tüm bu çabalara karşın, yukarıda adı geçen
odaklarca koruma altında tutulan tek kişilik ‘ülkesi’ ne kadar süre daha yaşar
bilemiyorum. Ama unutmasın ki, bayın kurduğu küçük hayali dünyanın dışında
yaşanılan kocaman bir gerçek dünya vardır.
Yazar,
küçücük ‘ülkesiyle’ yetinmeyip ve kendine atfettiği ayrıcalıkları az bularak, zaman
zaman ona buna saldırmaya kalkışmakta. Bu cesareti gösterirken de, malum Apocu
dayıları tarafından dürtüklendiğini inkâr etmemekte. Yani, Apocu odakların emir
komutası altında tasnifler yapmanın ve bunu da gizlemenin kolay olmadığını
söylemeye gerek yok.
Apocu
korumaları tarafindan çakar-almaz namluya sürülmüş mermi misali hedeflere
yönelip duruyor. Kime, niçin, neden yöneldiğinin bilincinde. Bu nedenle de,
zaman zaman masum rolü oynamaya kalkışarak, yüklendiği görevi örtülemeye
çalışmakta. Evet, bunlar keskinleşmiş, keskinleştirilmiş tespitlerdir. Bu
tespitlere karşı çıkacağını hiç sanmıyorum. Zaten tercihlerini baştan beri bu
yönde kullanmıştır.
Bazı
çevrelerce, ya da malum çevrelerce Beşikçi’nin sürekli ‘ünlü’ olduğu
söyleniyor. Ama ne zaman, nasıl ve neye göre ‘ünlü’ olduğuna açıklık
getirilmiyor. Hapishanede uzun süre yattığı öne sürülmekte. Yattığı doğrudur. Tutuklu
kalışına her seferinde vurgu yapılması, aslında PKK tarafından nasıl
kullanıldığının kesinleşmiş bir başka ispatıdır. Uzun yıllar içerde yatışı,
yine de Aziz Nesin’le yaşanan polemiğin
önüne geçmesine engel olmamıştır.
Beşikçi’nin durduğu zemin görünenden daha da beterdir. Sosyolog ve bilim
adamı oduğu iddia edilen Beşikçi’nin, uluslararası alanda hangi araştırma ve incelemelerinin
geçerli olduğuna dair bir örnek verilememekte. Bırakalım uluslar arasını, Türkiye’de
dahi geçerli olabilecek hangi araştırma ve incelemeleri vardır acaba? Sıradan
makale yazarlığı ile bilimsel çalışmaların eşit düzeyde tutma yanlışlığına düşülmesi,
kabul edilir bir şey değildir. Elbette Avrupa ülkelerinde olduğu gibi
Türkiye’de de sosyolog olarak önplana çıkma, uluslararası alanda kabul görecek
eserler ortaya çıkarmanın zor olduğu herkesçe bilinen bir durumdur. Bay bunun
bilincindedir. O zaman geriye isminden bahsettirmenin, çok gerilerde olduğu
halde önplanda olduğunu göstermenin bir yolu kalmakta; karanlık güçlerin elinde
ince elekten geçirilmiş strateji ve taktiğin Kürt ulusu üzerinde uygulamasını
yapan PKK’nın sözcülüğünü yapmak.
Bu derece
keskinleşmiş tespitlerde bulunurken, elbette bahsettiğim yazarın, kendinden
başka kimsenin, hiçbir bilim çevresinin iddia etmediği, doğrulamadığı ve
‘araştırma ve incelemeri’nden hareket ettiğimi söylemeliyim.
İsmail
Beşikçi, bahsettiğim güçlerin borazancılığını yaparken, hıncını, daha doğrusu,
bilimsel verileri temel alarak hareket edememe beceriksizliğini ona buna
saldırarak, gereksiz kin ve nefret duygularını etrafa saçarak örtbas etme
çabası içinde. Tek telli olma o kadar kaygı uyandıracak bir durum değildir;
önemli olan tek telden harikalar yaratma becerisidir. Tek teli çalmasını
bilmeyen çok telliyi hiç çalamaz. Ama bay Beşikçi, bunca yıldır bırakın çok telliye
geçişi, tek telliyi bile çalmasını öğrenemedi. Ömrünü tek teli dangır-dungur
ettirmekle geçiren Beşikçi, bunca uğraşına karşı bir nağme seslendiremedi.
Tezeneyi hâlâ parmaklarının arasına bağlıyarak tutturuyorlar. Bu derece açığa
çıkmış beceriksizliği örtülemenin olanağı yoktur.
Ama
kabul etmek gerekir ki, hocası çok sabırlı, arka vagona hapsedilmiş Beşikçi’nin
çıkardığı gürültüden hiç rahatsız değil. Herkes gürültünün nereden geldiğini
tespit etme gayreti içindeyken, hocası lokomotifi istediği yöne rahatça
sürüyor.
Bu arada
asistan Beşikçi parmaklarını tek tel üzerinde gezdirirken, birden ‘Buldum’ diye
ortalıkta takla atmaya başlıyor. Onlarca yıl sonra da olsa hocasından kopya
yapmayı nihayet akıl erdirebilmiş!...
Beşikçi
‘buluşunu!’ açıklıyor: ’Duyduk duymadık demeyin ey ahaliiii... Çetin Güngör,
Resul Altınok ve de Baki Karer ‘HAİNDİİİİİR!..’
‘Çetin Güngör ve Resul Altınok öldürüldüler, oh oldu, yakında Baki
Karer’in ve daha nicelerinin de öldürüldüğünü size müjdeleyivereceğim...’ diye bağırıp
durmakta. Böylece İki-üç binler yetmez diyen, birkaç on binlerin kurşuna dizilmesi
için kavga veren PKK’yi olumladığının farkında. Devrimcilere-yurtseverlere
karşı kahpece sıkılan kurşun haberleri geldikçe, suskunluğunu gizleme ihtiyacı
bile duymamakta. Bu tutum, bir çılgınlıktır. ‘Çılgınlıktır’ diyorum çünkü, tüm
enerjisini katledilenleri ve katledilmeleri için buyruk verilenlerin tasnifini
yapmaya sarfettiğini bağırıp durmakta. Yıllar boyu tek telliyi dangur-dungur
ettirmenin verdiği pisikolojik bozukluğun ulaştığı son aşama bu. Özgür,
bağımsız düşünerek değerler yaratma becerisi olmayanların varacağı nokta budur.
Beşikçi, PKK’yi yücelten tutum ve davranışlarıyla böylesi noktaların simgesi
olduğunu kabul eder hale gelmiştir.
Beşikçi’nin böylesine çılgınca sergilediği düşünce ve davranış biçimini
biraz daha irdelemekte yarar var: Bilindiği gibi ırkçılık modern toplumlarda,
yani sanayi toplumuna geçişle birlikte ortaya çıkmış ruhsal bir bozukluktur. Bu
ruhsal bozukluğun altında yatan nedenleri araştırmak ve ortaya çıkarmak daha
çok psikologların görevidir. Beşikçi çok soy-sop, köken sorunuyla
ilgilenmesinden olaca ki, ya da aidiyet ilişkileri içinden çıkamamanın
getirdiği çözümsüzlükler sonucu, PKK’nin gösterdiği ırkçı davranış biçimlerine göz
yummakta. Irkçı davranış biçimlerinden biri de, nefret ve intikam duygularıdır.
Nefret ve intikam duyguları da ‘temiz’, ‘saf kan’ ulus yaratma çabaları kadar
tehlikelidir. Beşikçi ortaya çıkardığını iddia ettiği projelerine ve bu
projeleri doğrultusunda dillendirdiği düşünce kalıplarına karşı aykırı
davrananları, daha doğrusu farklı düşünce ileri sürenleri hemen, hiç zaman
kaybetmeden ‘Hain’ olarak ilan etmekle kin ve nefretini fütursuzca açığa
vurmakta. Ama biliyoruz ki, kin ve nefret duygularıyla hareket edenler, aykırı
sesleri, yani farklı düşünce ileri sürenleri sadece hain ilan etmekle yetinmemektedir.
‘Hain’ ilan etme sadece birinci adımdır. Arkasından gelecek ikinci adım, malum
‘katledin’ buyruğudur. Çünkü en ‘doğru düşünce’ kendisine aittir ve bir
başkasının doğru düşünce ileri sürmesi ‘olanaksız’dır. İşte bu nedenle PKK’dan
aldığı buyrukla Beşikçi, işe önce tasnifle başlamakta ve sonrasında beklenen kararını
vermekte;
1-‘Şahadet
şerbeti’ içirilenler; yani kafalarına kurşun sıkılarak ve sıktırılarak kahraman
ilan edilenler.
2-‘Hainler’
ya da ‘zındıklar’; aykırı, farklı düşünce ileri sürdükleri tespit edilmiş
olanlar. Yani verilen mahkumiyet sonucu gaz odalarına gönderilenler ve
gazlanmak için sırada bekleyenlerdir.
3-‘Zındık’
ilan edilmek ya da ‘şahadet şerbeti’ içirilmek için sırada bekletilenler. Daha
açık bir ifadeyle, kuyrukta bekledikleri için henüz hangi katagoriye
alınacakları keskinleştirilmemiş olanlar. Vagondan henüz indirilenler de
diyebiliriz bunlara.
İşte
böylesi tasnif ve tetkiklerinden sonra ‘keskinleşmiş’ sonuçlara ulaşan bay
Beşikçi, tekmil vermek için gönül rahatlığıyla şefinin huzuruna çıkmaya hazır
olduğunu ispatlamış oluyor. Huzurda eline bir tokmak veriliyor ve boynuna paslı
bir teneke takılıyor övünç madalyası olarak.
Beşikçi,
eline tutuşturulan tokmağı boynuna takılan paslanmış tenekeye vurmaya devam
etsin, çıkan paslar sonuçta zehiri olacaktır.
KASIM 1998
BAKI KARER
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder