ROJAVA ÜZERİNE
Rojava’da son dönemde olup bitenler, farklı
açılardan olabildiğince gündemde tutulmaya çalışılıyor. Pkk-Pyd-Dem hattı veya
cephesi neden tartışma konusu yapılıyor diyenler çıkabilir. Bu soruyu soranların
haklı yanlarının olup olmadığı tartışmalıdır. Çünkü gerçekler, bahsedilen cephe
tarafından hemen her koşulda tersyüz edilmekte; olmamış olaylar olmuş gibi
anlatılmakta, kitleler çeşitli entrikalarla karşı karşıya bırakılmakta.
Kitleleri düşünemez hale getirmenin, nefessiz bırakmanın yoğun çabası verilmekte.
Bu tür becerilere imza atan Pkk-Pyd-Dem cephesinin yürüttüğü propaganda ve
ajitasyon biçimleri, 1940’lar Almanyasının propaganda biçimiyle benzerlik göstermekte.
Bu tür bir benzeşme biraz irdelenirse, yıllardan bu yana kimler tarafından
finanse edildikleri, kimlerin hesabına uygun adımlar attıkları açığa çıkar.
Bugün Rojava’da ortaya çıkan gelişmeler karşısındaki mevzilenme, kimlerin hangi
amaçlar doğrultusunda hareket ettiğinin anlaşılmasında belirleyici ayıraç rolü
oynamaktadır. Rojava’daki gelişmeler 1984’de patlatılan silahlardan, bir dönem
‘Serhildan’ yutturmacalarından ve ‘Hendek’ olaylarından bağımsız düşünülürse,
hatalı adımlar kaçınılmaz olur. Yani 1984’de silah patlatmayı ‘direniş’ diye
yutturanlar, ‘serhildan’ları ayaklanma olarak lanse edenler, hendeklerde neden
oldukları on bin gencin katliamını planlayanlar ve bugün Rojava’da ‘direniyoruz’
diyenler aynı ellerdir yada lejyonlardır. Bu süreci bir bütün olarak düşünmeme
bizleri yanılgıya götürür. Günümüzde bir çok kesimin içine düştüğü yanılgı, son
kırk yıllık silahlı şiddeti bahsettiğim aşamalardan bağımsız olarak ele
almalarından kaynaklanmakta. Bahsettiğim dönüm noktalarının hangi çatı altında
organize edildiği zaman zaman unutulmakta.
Rojava’da ortaya çıkan gelişmelerle birlikte yeni bir mevzilenme artık
belirginlik kazanmıştır.Bu mevzilenişte müritleştirilmiş kesimi tartışmanın bir
anlamı yok. Bunların sergilediği tavır, her zaman ve her koşulda sorgusuz
hizmettir. Bir diğer değişle, bunlar, efendisine sadıklığı sorgusuz içselleştirmiş
‘şerbet içici’lerdir.
Bir de, Kürt olduğunu iddia edip bu hattan
geçim sağlayan, yurt içi ve yurt dışında lüks yaşam sürdürenler var; Örneğin Pkk-Ypg
artıklarını general kabul edip verilecek her emre uymayı görev kabul edeceklerini
söylerler. Ama her ne hikmetse, emir alacakları alanlara inip sipere yatmaya
bir türlü yaklaşmazlar. Londra, Paris, Ankara, İstanbul ve Berlin’de savaş
çığırtkanlığı yaparak akan kan üzerinden yaşam sürdürürler. Bunlar aynı
zamanda, koltuk, özellikle de ‘kırmızı koltuk’ düşkünleridir. Çıkarları için
her küreğe sap olmayı beceri olarak görürler. Bu kesim, aslında, müritlerden
daha tehlikelidir. Bu kategori içinde yer alanların hemen hemen tümü, İstanbul,
Ankara vb. metropollerde solcu olduğunu iddia eden kesimlerle birlikte her
türlü hainliği örgütleyenlerdir. Bugün sol ideoloji ile hiçbir alakaları
olmadığı halde sol olduğunu dillendiren uslandırılmış bazı kılıç artığı
kesimler, Pkk-Ypg-Dem cephesinin dolarına kendilerini kiralamış durumdadır.
Metropollerin lüks mekanlarında şatafatlı toplantılar düzenleyerek her türlü ihanet
ağını yaygınlaştırmanın çabası içindedirler. Sol adına hareket ettiğini
söyleyen birkaç kişiden ibaret bu gruplar ve kişiler, karanlık odaklarla çıkar
işbirliğini daha ‘güvenilir’ kılmada ve süreklileştirmede Pkk/Dem’i aracı
olarak kullanmaktadır.
Ayrıca,, Pkk ve yan örgütlenmelerine karşı her türlü eleştiride bulunmakla
birlikte, arada bir ‘nazik dönem’ söylemini ön plana çıkaranlar var. Bu kesim,
bir takım olayların ve siyasal gelişmelerin zirve yaptığı her dönemde ön plana
çıkmakta. Pkk’nın amaç ve eylemlerinin kimlere hizmet ettiğini bildikleri halde
‘ne de olsa bizim Kürtlerdir’ diyerek, garip bir sahiplenme duygusu
sergilerler. Öyle ki, aynı çatı altında hareket edecek kadar kendilerinden
geçerler. Bunlar, Kürt ulusal bilincine sahip olduklarını dile getirirler, ama
hareket biçimleriyle Pkk ile aynı derekeye düştüklerini görmez, karanlıkta
kılıç sallayarak güç tükettiklerini kabul etmezler.
Son
elli yıllık süreçte bir çatı altında dik durmaya çalışan önemli bir kesimin varlığı
da bilinen bir gerçek. Bunlar örgütlü hareket etmekte. Tüm yüzeye yaygınlaşmış
örgütsel güçleri olmasa da varlıklarını ortaya koyarak kavgadan geri
durmamakta. Pkk/Dem’in peyki olmaya karşı direnmektedir. Uzun yıllardan bu yana
estirilen silahlı terör, en fazla bu kesime darbe vurmuştur. Bu noktada,
onlarca yıl süren şidetin kitlesel davranış biçimlerini etkilemede araç olarak
kullanılması dikkate alınmalı.
Yine geçmişte örgütsel yapılar içinde yer almış ama bu gün çeşitli nedenlerle
ayrı düşmüş ve bireysel direniş içinde olanlar var. Oldukça yaygın olan bu
kesimin, düşünce üretebilen aydınları barındırdığı bilinmekte. Bu durum, bir
yanıyla bölünmüşlüğü ifade etmektedir. Dağınıklık,
terörizme karşı olan cephede unutkanlığa ve hafıza kaybına yol açmakta, olumsuz
siyasal gelişmelere karşı tavır almada zayıf kalınmasına neden olmaktadır.
Rojava’da yaşanan son gelişmeler, bu dağınıklığı çok net ortaya koymuştur.
Geçmişte yaşanan onca olaylara, çevrilen entrikalara, örülen tuzaklara rağmen, Rojava’da
ortaya çıkan gelişmelere karşı etkin duruş göstermede başarılı olunduğu
söylenemez. İyi niyetli çabalar ve tartışmalar, karşı tarafın belirlediği
gündemler arasında kaybolup gitmiştir. Bahsedilen bu kesimde de, uzun yıllardan
bu yana Rojava’da kurulan lejyonerlik pazarını görmek istemeyenlerin olmadığını
söyleyemeyiz. Ypg’nin iplerinin Pkk’da olduğu bazılarınca unutulmuş veya
unutulmak istenmiştir. Pkk/Dem terörizminin güç aldığı esas noktalardan biri
de, işte bu ayrı düşmüşlüktür. Bu durumun bilincinde olduklarından, pervasızca
hareket etmekte, sürekli gündemi belirleyen bir noktada kalmayı başarmaktalar.
Pkk/Ypg/Dem, belli bir sosyal yapının üzerinde şekillenmiş bağımsız,
özgür yapılar ya da örgütlenmeler değildir. ‘Zor’un gücü kullanılarak topluma
dışarıdan empoze edilmiş birer araçtırlar. Bir çoklarınca bu durum kavranılmıyor.Topluma
karşı kullanılan silahlı şiddet olgusu bir tarafa bırakılarak salt alınan oy
oranı üzerinden Pkk/Dem değerlendirilirse, ciddi bir başarısızlığın ortaya
çıkması kaçınılmazdır. Onların sürekli gündem belirleyici bir noktada olması,
önemli oranda bu tür hatalardan kaynaklanıyor. Bu eşik aşılmalı. Pkk/Ypg/Dem,
daha çok mezar taşı dikmeyi temel alan bir hattır veya cephedir, Bu cepheye
karşı yaşamı önceleyen bir set oluşturma temel alınmalı.
Aslında Pkk’nin söylem ve hareket tarzını bilenler için Rojava’da sürpriz bir
gelişme yaşanmamıştır. Suriye’de iç çatışmanın ortaya çıktığı andan itibaren,
Pkk tavrını ortaya koymuş, Ypg eliyle Şam’ın dışında bir inisiyatif arayışı
içine girmemiştir. ‘Kanton’, ‘demokratikleştirme’, ‘ekolojik’ vb. safsatalarını
bir tarafa bırakırsak, daha başından ‘komünal yaşam’ denilen bir ‘çözüm’ biçimi
ortaya atarak kitleleri oyalamayı gayet iyi başarmıştır. Oysa komünal yaşam,
devletleşmede veya burjuva devletini yıkıp işçi sınıfı iktidarına gidilen yolda
bir basamaktır. Komünal yaşamda; dürüstlük, ahlak, vicdan, ortak üretim ve üleşim
düzenleyici rol oynar. Bu aşamada hukuk, evrensel hukuk kuralları belirleyici
değildir. Komünal yaşam, belli bir çevrenin veya grubun mevcut toplumsal yaşam
değerlerini yeni bir düzlemde değiştirerek yeni bir düzen kurmayı amaçlar. Bu
yaşam biçimi, hiçbir zaman yeni bir devlet düzeninin yerini almaz, alamaz.
Komünal yaşam devletleşme ile eş değerli tutulduğunda veya özel mülkiyet
koşullarında uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin bir ürünü olarak işçi sınıfının
egemen olduğu devletle özdeştirildiğinde tarikatlaşma başlar, müritleşmeler
ortaya çıkar.
Pkk/Ypg/Dem, komünal yaşam biçimini amaç ve
hedeflerinden yoksun kılarak, lumpenleşme gayretlerine adeta bir örtü olarak
kullanmıştır. Ve en önemlisi de; ‘aydın’, ‘politikacı’ geçinen çığırtkanları
aracılığı ile asıl amaçlarını bir dönem için de olsa gizleyebilmiştir. Böylece
bir takım çevreler için geçici de olsa ‘umut’ kaynağı olmayı başarmış, Kürt
düşmanlığı, işlenen cinayetler, katliamlar
bu ve benzeri söylemlerle kamufle edilmiştir. Başka türlü lejyonerlik
yapılamazdı. İşte ‘Rojava devrimi’ hikayesi budur.
18-21.02.2026
Baki Karer
