22 Şubat 2026 Pazar

ROJAVA ÜZERİNE

 

ROJAVA ÜZERİNE

 

    Rojava’da  son dönemde olup bitenler, farklı açılardan olabildiğince gündemde tutulmaya çalışılıyor. Pkk-Pyd-Dem hattı veya cephesi neden tartışma konusu yapılıyor diyenler çıkabilir. Bu soruyu soranların haklı yanlarının olup olmadığı tartışmalıdır. Çünkü gerçekler, bahsedilen cephe tarafından hemen her koşulda tersyüz edilmekte; olmamış olaylar olmuş gibi anlatılmakta, kitleler çeşitli entrikalarla karşı karşıya bırakılmakta. Kitleleri düşünemez hale getirmenin, nefessiz bırakmanın yoğun çabası verilmekte. Bu tür becerilere imza atan Pkk-Pyd-Dem cephesinin yürüttüğü propaganda ve ajitasyon biçimleri, 1940’lar Almanyasının propaganda biçimiyle benzerlik göstermekte. Bu tür bir benzeşme biraz irdelenirse, yıllardan bu yana kimler tarafından finanse edildikleri, kimlerin hesabına uygun adımlar attıkları açığa çıkar.

    Bugün Rojava’da ortaya çıkan gelişmeler karşısındaki mevzilenme, kimlerin hangi amaçlar doğrultusunda hareket ettiğinin anlaşılmasında belirleyici ayıraç rolü oynamaktadır. Rojava’daki gelişmeler 1984’de patlatılan silahlardan, bir dönem ‘Serhildan’ yutturmacalarından ve ‘Hendek’ olaylarından bağımsız düşünülürse, hatalı adımlar kaçınılmaz olur. Yani 1984’de silah patlatmayı ‘direniş’ diye yutturanlar, ‘serhildan’ları ayaklanma olarak lanse edenler, hendeklerde neden oldukları on bin gencin katliamını planlayanlar ve bugün Rojava’da ‘direniyoruz’ diyenler aynı ellerdir yada lejyonlardır. Bu süreci bir bütün olarak düşünmeme bizleri yanılgıya götürür. Günümüzde bir çok kesimin içine düştüğü yanılgı, son kırk yıllık silahlı şiddeti bahsettiğim aşamalardan bağımsız olarak ele almalarından kaynaklanmakta. Bahsettiğim dönüm noktalarının hangi çatı altında organize edildiği zaman zaman unutulmakta.

    Rojava’da ortaya çıkan gelişmelerle birlikte yeni bir mevzilenme artık belirginlik kazanmıştır.Bu mevzilenişte müritleştirilmiş kesimi tartışmanın bir anlamı yok. Bunların sergilediği tavır, her zaman ve her koşulda sorgusuz hizmettir. Bir diğer değişle, bunlar, efendisine sadıklığı sorgusuz içselleştirmiş ‘şerbet içici’lerdir.

    Bir de, Kürt olduğunu iddia edip bu hattan geçim sağlayan, yurt içi ve yurt dışında lüks yaşam sürdürenler var; Örneğin Pkk-Ypg artıklarını general kabul edip verilecek her emre uymayı görev kabul edeceklerini söylerler. Ama her ne hikmetse, emir alacakları alanlara inip sipere yatmaya bir türlü yaklaşmazlar. Londra, Paris, Ankara, İstanbul ve Berlin’de savaş çığırtkanlığı yaparak akan kan üzerinden yaşam sürdürürler. Bunlar aynı zamanda, koltuk, özellikle de ‘kırmızı koltuk’ düşkünleridir. Çıkarları için her küreğe sap olmayı beceri olarak görürler. Bu kesim, aslında, müritlerden daha tehlikelidir. Bu kategori içinde yer alanların hemen hemen tümü, İstanbul, Ankara vb. metropollerde solcu olduğunu iddia eden kesimlerle birlikte her türlü hainliği örgütleyenlerdir. Bugün sol ideoloji ile hiçbir alakaları olmadığı halde sol olduğunu dillendiren uslandırılmış bazı kılıç artığı kesimler, Pkk-Ypg-Dem cephesinin dolarına kendilerini kiralamış durumdadır. Metropollerin lüks mekanlarında şatafatlı toplantılar düzenleyerek her türlü ihanet ağını yaygınlaştırmanın çabası içindedirler. Sol adına hareket ettiğini söyleyen birkaç kişiden ibaret bu gruplar ve kişiler, karanlık odaklarla çıkar işbirliğini daha ‘güvenilir’ kılmada ve süreklileştirmede Pkk/Dem’i aracı olarak kullanmaktadır.

    Ayrıca,, Pkk ve yan örgütlenmelerine karşı her türlü eleştiride bulunmakla birlikte, arada bir ‘nazik dönem’ söylemini ön plana çıkaranlar var. Bu kesim, bir takım olayların ve siyasal gelişmelerin zirve yaptığı her dönemde ön plana çıkmakta. Pkk’nın amaç ve eylemlerinin kimlere hizmet ettiğini bildikleri halde ‘ne de olsa bizim Kürtlerdir’ diyerek, garip bir sahiplenme duygusu sergilerler. Öyle ki, aynı çatı altında hareket edecek kadar kendilerinden geçerler. Bunlar, Kürt ulusal bilincine sahip olduklarını dile getirirler, ama hareket biçimleriyle Pkk ile aynı derekeye düştüklerini görmez, karanlıkta kılıç sallayarak güç tükettiklerini kabul etmezler.

   Son elli yıllık süreçte bir çatı altında dik durmaya çalışan önemli bir kesimin varlığı da bilinen bir gerçek. Bunlar örgütlü hareket etmekte. Tüm yüzeye yaygınlaşmış örgütsel güçleri olmasa da varlıklarını ortaya koyarak kavgadan geri durmamakta. Pkk/Dem’in peyki olmaya karşı direnmektedir. Uzun yıllardan bu yana estirilen silahlı terör, en fazla bu kesime darbe vurmuştur. Bu noktada, onlarca yıl süren şidetin kitlesel davranış biçimlerini etkilemede araç olarak kullanılması dikkate alınmalı.  

    Yine geçmişte örgütsel yapılar içinde yer almış ama bu gün çeşitli nedenlerle ayrı düşmüş ve bireysel direniş içinde olanlar var. Oldukça yaygın olan bu kesimin, düşünce üretebilen aydınları barındırdığı bilinmekte. Bu durum, bir yanıyla bölünmüşlüğü ifade etmektedir.  Dağınıklık, terörizme karşı olan cephede unutkanlığa ve hafıza kaybına yol açmakta, olumsuz siyasal gelişmelere karşı tavır almada zayıf kalınmasına neden olmaktadır. Rojava’da yaşanan son gelişmeler, bu dağınıklığı çok net ortaya koymuştur. Geçmişte yaşanan onca olaylara, çevrilen entrikalara, örülen tuzaklara rağmen, Rojava’da ortaya çıkan gelişmelere karşı etkin duruş göstermede başarılı olunduğu söylenemez. İyi niyetli çabalar ve tartışmalar, karşı tarafın belirlediği gündemler arasında kaybolup gitmiştir. Bahsedilen bu kesimde de, uzun yıllardan bu yana Rojava’da kurulan lejyonerlik pazarını görmek istemeyenlerin olmadığını söyleyemeyiz. Ypg’nin iplerinin Pkk’da olduğu bazılarınca unutulmuş veya unutulmak istenmiştir. Pkk/Dem terörizminin güç aldığı esas noktalardan biri de, işte bu ayrı düşmüşlüktür. Bu durumun bilincinde olduklarından, pervasızca hareket etmekte, sürekli gündemi belirleyen bir noktada kalmayı başarmaktalar.

    Pkk/Ypg/Dem, belli bir sosyal yapının üzerinde şekillenmiş bağımsız, özgür yapılar ya da örgütlenmeler değildir. ‘Zor’un gücü kullanılarak topluma dışarıdan empoze edilmiş birer araçtırlar. Bir çoklarınca bu durum kavranılmıyor.Topluma karşı kullanılan silahlı şiddet olgusu bir tarafa bırakılarak salt alınan oy oranı üzerinden Pkk/Dem değerlendirilirse, ciddi bir başarısızlığın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Onların sürekli gündem belirleyici bir noktada olması, önemli oranda bu tür hatalardan kaynaklanıyor. Bu eşik aşılmalı. Pkk/Ypg/Dem, daha çok mezar taşı dikmeyi temel alan bir hattır veya cephedir, Bu cepheye karşı yaşamı önceleyen bir set oluşturma temel alınmalı.

    Aslında Pkk’nin söylem ve hareket tarzını bilenler için Rojava’da sürpriz bir gelişme yaşanmamıştır. Suriye’de iç çatışmanın ortaya çıktığı andan itibaren, Pkk tavrını ortaya koymuş, Ypg eliyle Şam’ın dışında bir inisiyatif arayışı içine girmemiştir. ‘Kanton’, ‘demokratikleştirme’, ‘ekolojik’ vb. safsatalarını bir tarafa bırakırsak, daha başından ‘komünal yaşam’ denilen bir ‘çözüm’ biçimi ortaya atarak kitleleri oyalamayı gayet iyi başarmıştır. Oysa komünal yaşam, devletleşmede veya burjuva devletini yıkıp işçi sınıfı iktidarına gidilen yolda bir basamaktır. Komünal yaşamda; dürüstlük, ahlak, vicdan, ortak üretim ve üleşim düzenleyici rol oynar. Bu aşamada hukuk, evrensel hukuk kuralları belirleyici değildir. Komünal yaşam, belli bir çevrenin veya grubun mevcut toplumsal yaşam değerlerini yeni bir düzlemde değiştirerek yeni bir düzen kurmayı amaçlar. Bu yaşam biçimi, hiçbir zaman yeni bir devlet düzeninin yerini almaz, alamaz. Komünal yaşam devletleşme ile eş değerli tutulduğunda veya özel mülkiyet koşullarında uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin bir ürünü olarak işçi sınıfının egemen olduğu devletle özdeştirildiğinde tarikatlaşma başlar, müritleşmeler ortaya çıkar.

    Pkk/Ypg/Dem, komünal yaşam biçimini amaç ve hedeflerinden yoksun kılarak, lumpenleşme gayretlerine adeta bir örtü olarak kullanmıştır. Ve en önemlisi de; ‘aydın’, ‘politikacı’ geçinen çığırtkanları aracılığı ile asıl amaçlarını bir dönem için de olsa gizleyebilmiştir. Böylece bir takım çevreler için geçici de olsa ‘umut’ kaynağı olmayı başarmış, Kürt düşmanlığı,  işlenen cinayetler, katliamlar bu ve benzeri söylemlerle kamufle edilmiştir. Başka türlü lejyonerlik yapılamazdı. İşte ‘Rojava devrimi’ hikayesi budur.

18-21.02.2026

Baki Karer

2 Ocak 2026 Cuma

 




 TEHLİKE NEREDE?

    İnternetten günlük ulusal gazetelere göz gezdirirken, yerel gazete haberlerini de ihmal etmem. Bunlardan birini okurken, ilginç bir haber dikkatimi çekti. Haberin başlığı şöyleydi; ‘Ordu’da Cansız Ceset Bulundu!’ Çok ilginç buldum. ‘cansız’ ve ‘ceset’ aynı cümlede yan yana kullanılıyor. Yeni bir gazetecilik örneği! Cesedin canlı olabileceği imasını veren bir cümle. Haberci, son dönemde moda haline getirilmek istenen biçimiyle, ‘ölü ceset’ de diyerek farklı(!) bir haberciliğe de imza atabilirdi. Haberin veriliş biçimine bakıldığında, 81 ilde üniversite açmanın sonuçlarını görüyoruz. Neyse, bir çok açıdan tartışılması gereken bir üslup ve anlayış…

    Esas konumuza gelecek olursak; bu aralar kıyıya vuran ‘cansız ceset’ler hiçte az değil. Bilindigi gibi cesede kadavra da denir. Bu aralar, Marmara ya da İmralı kıyılarında hayalet biçiminde dolaştırılan bir kadavra var; içine bolca ot tıkıştırılarak şişirilmiş bir  kadavra… Ortalıkta dolaştırılan bu kadavrayla ilgili Türküyle, Kürdüyle birçokları harıl harıl tartışmalar yapmakta. Kadavranın etrafında yoğunlaşanlar adeta ilahi bir nefes bekleyişi içinde. Türbelerden medet uman kalabalıklara yön değiştirme gayretlerini görüyoruz. Sadece bu kadar değil; kadavradan kült yaratıp panik bozukluğun egemen olduğu sürüleşmiş kalabalıklarla toplum boğulmak istenmekte. Bu yönlü gayretlerin öncülüğünü yapanlar, her geçen gün daha da netleşiyor. Kıyıya vurmuş ‘cansız ceset’ adına geliştirilen söylemlerle hem Türkün hem de Kürdün kafası adeta bombardımana tabi tutulmakta. Gerçi zaman zaman asıl amacı ortaya koyan söylemlere de şahit olmaktayız. Ama her nedense, amaçlanan hedefler, bazen rastgele, sert fırça darbeleriyle kamufle edilmeye çalışılmakta. Kimilerince düzensizliği ifade ettiği iddia edilen tablonun, aslında sert çizgilerle belirlenmiş belli bir dizaynı içinde barındırdığını anlamak o kadar zor değil.

    Her şeyden önce silahlı teröre, terörizmi temel almış yapılanmalara karşı alınan önlemleri, kan ve gözyaşının durması için yürütülen çabaları destekleme her insanın görevi olmalıdır. Buna karşı duruşun tartışılacak hiçbir yanı yoktur. Sanıyorum art niyetli olmayan hiç kimse de karşı duruş sergilemez. Ama iş, Deli Duru’nun dürüsü misali sosyalizm, Marksizim ve en önemlisi de Kürt milletinin varlığını tartışmaya kadar vardırılırsa, o zaman gerçek hedefler de açığa çıkmış olur. Sosyalizmi bilmeden tartışma, cehaletin en tehlikeli biçimidir. Marksizm hakkında küstah belirlemelerde bulunmaya çalışma, sapıtmanın en uç noktasıdır. Öbür yandan, Kürt milletinin varlığını bile inkâr etme faaliyetlerine yoğunluk kazandırma, adeta cahiliye dönemi uygulamalarıyla özdeştir. Nereden bakılırsa bakılsın, bir dönem silahla yapılan toplumsal dinamiği dağıtma çabalarının yerini, her alanda daha ince elekten geçirilmiş propagandalarla ayak takımını örgütleme faaliyetleri almış durumda. Muazzam bir algı operasyonu yürütülmekte. Yeni bir tür cemaatçilik örgütlenmeye ve yaygınlaştırılmaya çalışılmakta. Yani, cehalet tam  anlamıyla yeni baştan dizayn edilmekte. Aklı başında olan herkes, toplumu toplum yapan değerleri yok etmeye çalışan çapulculuğa karşı iğne oyası  inceliği ve sabrıyla karşı durmalıdır. Terörün her biçimini temel alan bir yapılanmanın, devlet bürokrasisiyle bütünleştirmek istediği kimlik anlayışına karşı tavır sergilenmeli.

    Bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir noktaya daha vurgu yapmak gerekir; ‘cansız ceset’ adına geliştirilen söylemler temel alınırsa, ileri sürülen saçmalıkları eleştirme hareket tarzının manivelası yapılırsa, hiçbir alanda başarı beklenmemeli. Pkk/Dem’in propaganda çarkının bir parçası haline gelme tehlikesi, gözardı edilmemeli. Karşı tarafın belirlediği zeminin aktörü olmadan, dönemin koşullarını her açıdan irdeleyen özgün düşünceler ileri sürülmeli ve tartışılmalı.

01.01.2026

Baki Karer

ROJAVA ÜZERİNE

  ROJAVA ÜZERİNE       Rojava’da   son dönemde olup bitenler, farklı açılardan olabildiğince gündemde tutulmaya çalışılıyor. Pkk-Pyd-Dem...